Kenan Evren
Türkiye Cumhuriyeti 17. Genelkurmay Başkanı ve 7. Cumhurbaşkanı (1917–2015)
Maltepe Askerî Lisesi, Kara Harp Okulu, Topçu Okulu ve Kara Harp Akademisini bitirdi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde görev yaptı. Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığından sonra 7 Mart 1978'de Genelkurmay Başkanı oldu. Görevi sırasında 12 Eylül 1980 günü gerçekleştirdiği askerî darbeyle Devlet Başkanlığı ve Millî Güvenlik Konseyi Başkanlığı görevlerini de üstlendi. 1982'de kendisi ve diğer Millî Güvenlik Konseyi Üyesi Komutanların aralarında topladıkları biner TL ile Mehmetçik Vakfını kurdu. 7 Kasım 1982'de halkoyuna sunulan ve %91,37 oy oranı ile kabul edilen yeni anayasa ile Türkiye Cumhuriyeti'nin Yedinci Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. Okuma yazma oranının yükseltilmesi, kız çocuklarının mutlaka okutulması, nüfus artış hızının azaltılması, okul yapımının çoğaltılması için başlattığı "Kendi Okulunu Kendin Yap" kampanyası için çalıştı. 8 Kasım 1989'da TRT'de yaptığı veda konuşmasının ardından 9 Kasım 1989'da görev süresini tamamlayarak Marmaris'e yerleşti.
Cumhurbaşkanlığından sonra kitaplar yazarak, resim yaparak, kişisel resim sergileri açarak, ziyaretleri kabul ederek, ziyaretlerde bulunarak, balolara katılarak ve kurduğu "Kenan Evren Eğitim Kültür Vakfı" ile ilgilenerek günlerini geçirdi. 1990'da Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'ne layık görüldü. 1990-1991 yıllarında kendi yazdığı ve 6 ciltten oluşan Kenan Evren'in Anıları adlı otobiyografisini yayımladı.
2010 anayasa değişikliği referandumunda %57,88 "evet" çıkınca yargı süreci başladı. 18 Haziran 2014 tarihinde Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından; 12 Eylül 1980'de dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'e muhtıra vermek, T.C. Anayasası'nı ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan müebbet hapis cezasına ve orgenerallik rütbesinin erliğe düşürülmesine karar verildi. Ankara 10. Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet hükmü temyiz edilmiş ancak 24 Kasım 2014 itibarıyla Yargıtay sürecine henüz başlanmamıştı. Evren ve Tahsin Şahinkaya'nın ölümlerinin ardından Yargıtay süreci devam eden kamu davası düşmüş oldu, kararlar kesinleşmedi. Yıllar sonra, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası; Evren'in ifadesini alan dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Evren ve Şahinkaya'ya dava açan dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı, açılan davaya ilk bakan hâkimler ve iddia makamında bulunan savcılar, "Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması" kapsamında meslekten ihraç edildi. Daha sonra bazıları yargılandı ve mahkûm oldu.
9 Mayıs 2015'te tedavi gördüğü Gülhane Askerî Tıp Akademisinde 97 yaşında öldü.
İlk yılları
Kenan Evren, Arnavut kökenli Hayrullah Evren (1877-1957) ve Bulgaristan Türkü Naciye Evren'in (1885-1983) dördüncü ve son çocuğu olarak doğdu. Nüfus cüzdanı, doğduktan 6 ay sonra Alaşehir'de alındığı için resmiyette 1 Ocak 1918'de Alaşehir'de doğduğu yazsa da sonradan yaptığı araştırmalara göre Evren, 17 Temmuz 1917 tarihinde Kula'da dünyaya geldi. Babası Hayrullah Evren bugün Sırbistan'da bulunan Preşova kasabasından İstanbul'daki amcasının yanına yerleşmiş, Düyûn-ı Umûmiye (Genel Borçlar) Teşkilatında aşar kontrol memuru olarak görev yapmıştı. Anne tarafı ise Bulgaristan'ın Ziştov kentinden göç ederek Soma'ya yerleşmişti.
Kadir Gecesi doğduğundan dolayı Evren'e "Kadir" adı verildi, on beş gün kadar adı "Kadir" olarak kaldı. Ağabeyi Ragıp'ın isteği üzerine babası, "Kadir" adından vazgeçip Evren'e "Ahmet Kenan" adını koydu.
15 Mayıs 1919'da Yunanlar İzmir'e asker çıkararak Anadolu içlerine doğru Osmanlı topraklarını işgale başladığında Evren ve ailesi Alaşehir'deydi. Yunanlar Alaşehir'e yaklaştıklarında Evren'in ailesi Alaşehir'i terk edip Denizli'ye göç etti. O tarihte at ve katır üstünde gerçekleşen göç sırasında Evren, henüz iki yaşındayken, kuvvetli bir ishale yakalandı. Annesi, Evren'i sırtında ve kucağında taşımaktan bitap düşüp oğlunun öleceğini tahmin ederek onu yolda bırakmayı dahi düşünmüşse de bırakmadı ve Evren ailesi Denizli'ye yerleşti. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından sonra Evren'in babası önce Bergama'ya, sonra Muğla'ya tayin edildi. Aile Muğla'ya geçti.
Eğitimi
Kenan Evren, 7 yaşındayken Muğla'da ilkokula başladı. Birinci sınıfı burada okudu. Daha sonra babasının tayini Alaşehir'e çıktı. İlkokulun diğer sınıflarını Alaşehir'de, ortaokulu Manisa'da okudu. Bu dönemde yaşanan Menemen Olayı kendisini etkiledi, ilk portre resmini Mustafa Fehmi Kubilay'ın resmi olarak yaptı.
Evren, liseyi Maltepe Askerî Lisesinde okudu. 1938'de Kara Harp Okulunu bitirerek topçu asteğmen oldu. Topçu Okulunda iken Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümü kendisini derinden etkiledi. Anıları'nın ilk cildinde Atatürk'ün ölümünden bahsetti.
Şubat 1939'da teğmen oldu. 1940'ta Topçu Okulunu bitirdikten sonra çeşitli birliklerde görev yaptı. Ağustos 1942'de üsteğmenliğe yükseldi. 1946 yılına kadar çeşitli topçu birliklerinde Batarya Takım Komutanı ve Batarya Komutanı olarak görev yaptı. 1946 yılında girdiği Kara Harp Akademisini 1949 yılında kurmay yüzbaşı olarak bitirdi.
Askerlik kariyeri
Kara Harp Akademisini bitirdikten sonra Genelkurmay Eğitim Şubesi kısım amirliği, 1. Ordu Harekât Dairesi başkan yardımcılığı yaptı, Kara Harp Akademisinde öğretmenlik etti. 1958-1959 yıllarında, Kore Savaşı'nın ardından Güney Kore'de kalan Türk Tugayında harekât ve eğitim şube müdürü ve kurmay başkanı olarak görev aldı. Türkiye'ye döndükten sonra 1959-1961 arasında Ordu Donatım Okulu kurmay başkanlığı ve 2. Ordu harekât eğitim başkanlığı görevlerini üstlendi. O sırada 27 Mayıs Darbesi'yle ordu yönetime el koymuştu. 227. Piyade Alayı komutanlığı, 9. Kolordu kurmay başkanlığı, Kara Kuvvetleri Okullar Dairesi başkanlığı yaptı. 1964'te tuğgeneral, 1967'de tümgeneral oldu. 58. Er Eğitim Tümeni komutanlığı ve 2. Ordu kurmay başkanlığı görevlerine atandı. 1970'te korgeneralliğe yükseldi. 1970-1972 arası Trabzon'da 11. Kolordu komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Denetleme Kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu. 1974'te orgeneral olarak Genelkurmay İkinci Başkanlığına getirildi. 1976 ile 1977 yıllarında Ege Ordusu komutanlığı görevinde bulundu.
Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun'un 1 Haziran 1977'de, Kanlı 1 Mayıs'tan (1 Mayıs 1977) sonra darbe girişiminde bulunacağı iddiasıyla, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından 200 asker ile birlikte resen emekliye sevk edilmesiyle Kenan Evren'e Genelkurmay Başkanlığı yolu açıldı. Gelecekteki Genelkurmay Başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan Ersun'un emekliye ayrılması Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki dengelerin ve kıdem geleneğinin bir anda altüst olmasına neden oldu. Bu karışık dönem nedeniyle Genelkurmay Başkanı Semih Sancar'ın görev süresi bir yıl uzatılırken bu arada Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelecek yani bir yıl sonra Genelkurmay Başkanı olacak isim konusunda bir anlaşmazlık baş gösterdi. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 1. Ordu Komutanı Adnan Ersöz'ü isterken Başbakan Demirel 3. Ordu Komutanı Ali Fethi Esener'in Kara Kuvvetlerinin yeni komutanı olmasını istedi. Ancak Ne Demirel ne de Korutürk geri adım atınca her iki komutan da görev süreleri bittiğinden 30 Ağustos 1977'de emekliye ayrıldı. Böylece kıdem sırasında dördüncü olan Evren, önündeki 3 kişinin görev sürelerini tamamlayarak emekli olmasıyla beklenmedik biçimde 5 Eylül 1977 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanı oldu. 1977-1978 yıllarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapan Evren, 6 Mart 1978'de Genelkurmay Başkanlığına atandı.
Evren, Genelkurmay Başkanı olduktan sonra 17 Mart 1978 tarihli emriyle 1 numaralı direktifini orduya yayımladı. Kamuoyunda ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde olumlu karşılanan bu direktifin bazı maddeleri şöyleydi:
— Savurganlıktan vazgeçilecektir. Her kademedeki komutan her hususta tasarrufa azami riayet edecektir.
— Gittiğim garnizonlarda komutanlar ancak bir yemek verecek. Bu yemek de çok basit, mümkünse tabildot yemeği şeklinde olacak. Diğer yemek paraları ve orduevindeki yatak ücretleri mutlaka alınacak. Zira geçici görev yolluğu bunun için veriliyor.
— Garnizonlara gittiğimde komutanlar beni şehir dışında il hududunda değil, garnizonda merasim bölüğü ile karşılayacak.
— Emniyet mülahazası ile yollara asker dizilmeyecek. Zira bu erler saatlerce, bazen yağmur altında soğukta arazide kalmakta, hiç de yararı olmamaktadır. Kaldı ki zaten komutan arabasının arkasından bir koruma aracı takip ettiği gibi önde de eskort aracı bulunmaktadır.
— Bayramlarda tebrik kartları ancak iki üst makama kadar gönderilecek, aynı garnizon içinde ve karargâh dâhilinde subay ve komutanlar arasında tebrik kartı teati edilmeyecektir.
— Yurt dışı ve yurt içine kurs, gezi ve geçici görevle gönderilen personel miktarında azami ölçüde tasarrufa uyulacaktır.
Evren, 27 Aralık 1979'da Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı ile birlikte imzalayarak Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e gönderdiği uyarı mektubunda (27 Aralık Muhtırası) siyasal partilerin ve diğer anayasal kuruluşların ülkenin sorunlarının çözülmesinde uzlaşmaya varmalarını istedi. Mektupta şu ifadeleri kullandı:
"Türk Silahlı Kuvvetleri iç hizmet yasası ve kendisine verilen görev ve sorumluluğunun idraki içinde ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizin, bir an önce milli menfaatlerimizi ön plana alarak, Anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle bir araya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer Anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir."
Cumhurbaşkanı Korutürk, askerlerin talebi doğrultusunda uyarı mektubunu 2 Ocak 1980 tarihinde hükûmet ve siyasi partilere gönderdi ancak olumlu bir sonuç çıkmadı. Evren, 30 Ağustos 1980'de Zafer Bayramı dolayısıyla radyo ve televizyonda yayımlanan konuşmasında, halkın ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bayramını kutladıktan sonra ülkenin ve devletin içinde bulunduğu durumdan bahsederek şöyle dedi:
"Yurtta doğmasını düşledikleri kargaşa ile demokratik düzenin ve ülke bütünlüğünün yok edilmesini amaçlayan anarşinin idrakten yoksun vatan haini yaratıcıları, elbette layık oldukları cezayı bulacak, tarihimizde bir zamanlar türemeye yeltenen benzerleri gibi Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahredici yumruğu altında ezilerek akıttıkları kardeş kanlarının günahları içinde boğulup gidecekler ve yüce Türk ulusu, bağrından doğan Türk Silahlı Kuvvetlerinin yarattığı güven ortamı içinde sonsuza kadar birçok bayramları refah ve mutlulukla kutlayacaktır."
"Bayrak Harekâtı"
Kenan Evren'in 8 Eylül 1980'de imzaladığı icra emri gereği 12 Eylül 1980 günü saat 03.00'te resmî adı "Bayrak Harekâtı" olan müdahale, Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir komuta zinciri içinde başladı. Yasama ve yürütme yetkilerini kullanmak üzere Evren'in liderliğinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun'dan oluşan Millî Güvenlik Konseyinin ilk bildirisi olan 1 numaralı bildiri, tüm hedeflerin sorunsuz olarak birer birer ele geçirilmesi sonucu saat 04.00'te radyolardan yayımlandı. Bildiride, "Girişilen harekâtın amacı; ülke bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mâni olan sebepleri ortadan kaldırmaktır." ifadeleri yer aldı. Saat 06.35'te 6 numaralı bildiri yayımlandı. Bildiri ile ordu mensuplarına, "anarşi, terör, bölücülük ve komünist, faşist, fanatik dinsel ideolojilerle mücadele" görevi verildi. Evren, saat 13.00'te radyo ve televizyondan canlı yayınla uzun bir konuşma yaptı. Müdahalenin gerekçelerini ve amaçlarını anlattı. Bu konuşmada, "Bir defa daha belirtiyorum ki Silahlı Kuvvetler; aziz Türk milletinin hakkı olan refah ve mutluluğu, vatan ve milletin bütünlüğü ve gittikçe etkisi azaltılmaya çalışılan Atatürk İlkeleri'ne yeniden güç ve işlerlik kazandırmak, kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır." dedi.
Evren, genelkurmay ve Millî Güvenlik Konseyi başkanlığının yanı sıra devlet başkanlığını da üstlendi. TBMM ve hükûmeti feshetti, bütün ülkede sıkıyönetim ilan etti. 20 Eylül'de eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral Bülent Ulusu'ya hükûmeti kurma görevi verdi. Devlet Başkanı olarak yurt gezilerine çıktı, 12 Eylül Darbesi'nin gerekçelerini ve amaçlarını halka anlattı. Gittiği yerlerde halktan büyük destek gördü. 10 Temmuz 1981 günü, Danışma Meclisinin 23 Ekim günü toplanacağını açıkladı. 23 Ekim'de açılan Danışma Meclisi, yeni anayasayı hazırlamaya başladı. Üyeleri MGK tarafından seçilen Danışma Meclisince hazırlanan ve MGK'ce düzenlenip son hâlini alan Anayasa'nın kabul edilmesi için yoğun bir propaganda kampanyası yürüttü. Bazı illere gidip konuşmalar yaptı. 1982 Anayasası, 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan referandumda %91,37'lik "KABUL" oyuyla kabul edildi. Evren, Anayasa'nın 1. geçici maddesi uyarınca yedi yıllık bir süre için Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı sıfatını kazandı.
Dış bağlantı iddiaları
Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül Darbesi'ni anlattığı "12 Eylül Saat: 04.00" adlı kitabında, darbe sırasında dönemin CIA Türkiye Masası İstasyon Şefi Paul Henze'in askerî müdahaleyi haber alırken haberi ulaştıran diplomatın, "Your boys have done it. (Senin çocuklar yaptılar.)" şeklinde yaptığını iddia ettiği konuşması, darbe içinde ABD'nin rolü konusunda tartışmalara neden olmuştur. İddiaya göre mesaj, Henze'den sonra Başkan Jimmy Carter'a iletilmiştir. Henze 2003 yılında verdiği demeçte, "Senin çocuklar yaptılar." sözlerinin Birand'ın uydurması olduğunu belirtmiştir, kısa bir süre sonra Birand ise 1997'de Henze ile yaptığı görüşmenin sesli ve görüntülü kayıtlarını yayımlamıştır. Ancak yayımlanan kayıtlarda konuşmanın Birand'ın iddia ettiği gibi değil, "The boys in Ankara did it. (Ankara'dakiler yaptılar.)" şeklinde olduğu görülmüştür.
Kenan Evren'in bu dönemde NATO içerisinde gizli bir örgütlenme olan stay-behind kontrgerilla ordusunun başında bulunduğu bazı çevrelerce iddia edilmektedir.
Devlet Başkanlığı (1980-1982) ve Cumhurbaşkanlığı (1982-1989)
7 Mart 1978'den beri Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan Kenan Evren, 12 Eylül 1980'den sonra Millî Güvenlik Konseyi başkanlığını ve devlet başkanlığını da üstlendi. Anayasa oylamasına kadar "Devlet Başkanı" sıfatıyla ülkeyi yönetti. 7 Kasım 1982'de yapılan anayasa halk oylamasından %91,37 "KABUL" çıkması sonucu 9 Kasım 1982'de Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. 9 Kasım 1989'da görevi sona erdi.
"Anarşi ve terörle mücadele"
12 Eylül Darbesi'nin başlıca gerekçesi olarak "anarşi ve terör" gösterildi. 12 Eylül 1980'den önce 5.000'den fazla insan ölmüştü. Kenan Evren liderliğindeki 12 Eylül Yönetimi, ilk hedef olarak "anarşi ve terörün yok edilip can ve mal güvenliğinin sağlanacağını" açıkladı. Evren, bu hedefe ulaşmak için sıkıyönetim komutanlarına "bütün yetkilerini kullanmaları ve olayların üzerine cesaretle gitmeleri" emrini verdi. Bu husus, Millî Güvenlik Konseyinin 2 numaralı bildirisiyle ülkeye duyuruldu. Bildirinin 2 ve 3. maddelerinde şu ifadeler yer aldı:
"Sıkıyönetim komutanlıkları ülkede devlet otoritesinin tesisi, asayiş, emniyet, huzur, can ve mal güvenliğinin sağlanması için; lüzum görecekleri her türlü tertip ve tedbiri almaya yetkili kılınmışlardır. Bütün vatandaşlar; ülkede devlet otoritesinin tesisi, asayiş, emniyet, huzur, can ve mal güvenliğinin kısa sürede sağlanması için sıkıyönetim komutanlıklarının aldığı ve alacağı kararlara, tedbirlere ve yayınlanacak bildirilere titizlikle uyacaklardır."
Evren diğer yandan; lüzumlu kanunların hemen ele alınması, evvelce teklif edilip uzun süre Meclis Komisyonlarında ve Genel Kurulda bekletilip kanunlaşmayan kanun tasarılarının ele alınması, yeniden çıkarılması gereken kanunların tasarılarının en kısa zamanda önüne getirilmesi emrini de verdi. 12 Eylül'ün üçüncü ayı bitmeden 6 Aralık 1980 Cumartesi bir basın toplantı düzenleyen Başbakan Bülent Ulusu, 12 Eylül'den sonraki 80 gün ile 12 Eylül'den önceki 80 günlük olayları karşılaştırarak resmî rakamları kamuoyuna açıkladı:
"Silahlı saldırı ve çatışma olaylarının sayısı 12 Eylül'den önceki 80 günlük dönemde 1.609 iken 12 Eylül'den sonraki 80 günlük dönemde 305'e inmiş,
Patlayıcı madde atma olaylarının sayısı 12 Eylül'den önceki 80 günlük dönemde 704 iken 12 Eylül sonrası 80 günde 288'e inmiş,
Anarşik olaylardaki ölü sayısı 12 Eylül'den önceki 80 günlük dönemde sadece sıkıyönetim ilan edilen 20 ilde 680 iken 12 Eylül'den sonraki 80 günde, 67 ilimizde, 137'ye inmiştir."
12 Mart 1981 Perşembe günü, 12 Eylül'ün üzerinden geçen 6 aylık süre içinde işlenen suçların seyri ve son ayla mukayesesi şöyle açıklandı:
"12 Eylül ile 12 Ekim 1980 arasında 1.146 suç tespit edildiği hâlde son ay içerisinde %75 azalma kaydedilerek bu rakam 292'ye düşmüştür.
Ölü sayısı 69'dan %87 azalma göstererek 9'a düşmüştür.
Yaralı sayısı 151'den 28'e düşerek %80 azalmıştır.
Silahlı saldırılarda %80 azalma olmuş, 138'den 32'ye düşmüştür.
Son bir aylık dönemde yapılan arama ve operasyonlar sonucunda 1.596 sol eylemci, 318 sağ eylemci, 444 bölücü ve 3.979 henüz yönü belirlenemeyen olmak üzere toplam 5.937 sanık yakalanmış ve haklarında yasal işlemlere başlanmıştır. Yine bu süre içerisinde 1.377 tüfek, 70 av tüfeği, 767 patlayıcı madde ele geçirilmiştir."
Ekonomi
Kenan Evren, 12 Eylül'den önceki sivil yönetimin aldığı 24 Ocak kararları ve o yönetimin ekonomik programının aynen uygulanacağını 16 Eylül 1980 günü yaptığı basın toplantısında açıkladı.
Bu dönemde; ihracatın ve döviz girdilerinin çoğaltılması, her sahada tasarrufa riayet edilmesi, istihdam politikası gibi tedbirler alındı.
1980'de %100'leri aşan enflasyon, 1982'de %22'ye geriledi. 1983'te ise artış göstererek %37'ye yükseldi.
Diğer yandan 24 Ocak kararları sonrası faizlerin serbest bırakılmasıyla bir anda çoğalan bankerler, zaman içinde piyasanın bu faiz yükünü kaldıramaması sonucu hızla çökmeye başladı. "Banker Yalçın" ve "Banker Kastelli" olarak anılan Yalçın Doğan ve Cevher Özden ikilisinin karıştığı skandallar kamuoyunda derin yankı buldu. Askerî Yönetim tarafından ilgili mevzuatta düzenlemeler yapıldı, bankerlerin reklam yapmaları kısıtlandı, banker olma şartları zorlaştırıldı ve bankerlik sistemi için başka sınırlayıcı tedbirler getirildi.
1981 Atatürk Yılı
12 Eylül'den hemen sonra Kenan Evren, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun 100. yılı olması nedeniyle 1981 yılını kanun çıkararak "Atatürk Yılı" kabul ve ilan etti. 5 Ocak 1981 günü saat 08.45'te Anıtkabir'de saygı duruşunda bulunulduktan sonra saat 11.00'de Türkiye Büyük Millet Meclisinde tören başladı. Törende eski cumhurbaşkanları Celâl Bayar, Cevdet Sunay ve Fahri Korutürk de yer aldı. Evren'in yaptığı uzun bir konuşmayla Atatürk Yılı kutlamalara açıldı. Yıl boyunca yapılan etkinliklerle Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılı kutlandı. Yeni Atatürk anıtları, Atatürk'ün adının verildiği kültür merkezleri ve tatbikatlar yapıldı. Birinci ve İkinci Meclis binaları müze olarak faaliyet göstermeye başladı. Atatürk ile ilgili kitap ve belgeler Millî Kütüphane'de toplanırken il ve ilçelere de Atatürk kitaplıkları kuruldu. Atatürk'ün kaldığı evler restore edilerek müze hâline getirildi. "Atatürk 100 Yaşında" sloganı ile 73 adet ilkokul yapıldı. 12 Eylül'den önceki Milliyetçi Cephe hükûmetleri döneminde sayıları büyük artış gösteren imam hatip okulu açılışı durduruldu, Evren bu dönemde imam hatip açmadı. Atatürk'ün çeşitli illere yaptığı ilk ziyaretlerin yıl dönümlerinde kutlamalar gerçekleşti. Ülkenin tanınmış sanatçılarına 100. yılı simgeleyen plaketler verildi. Ünlü ressamlardan ısmarlanan Atatürk ve Atatürk Devrimleri konulu resimler, düzenlenen sergilerde ziyarete açıldı. Tanınmış müzisyenlere Atatürk hakkında marşlar besteletildi. TRT, Atatürk'ün görüşlerini yansıtan programlara yer verdi. Ülkedeki okur yazar oranının artırılması için seferberlik başlatıldı. Ağaçlandırma çalışmaları yapıldı. Açılan birçok kurum ve kuruluş "Yüzüncü Yıl" adını aldı. 23 Nisan'daki bayramın adı "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak değiştirildi. 19 Mayıs'taki Gençlik ve Spor Bayramı'nın adı "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" olarak değiştirildi ve 19 Mayıs 1981 günü stadyumlarda coşkulu şekilde kutlandı. Atatürk'ün 1928'de başöğretmen olduğu 24 Kasım günü "Öğretmenler Günü" olarak kutlandı. Üniversitelere zorunlu "Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi" dersi getirildi. Kara Harp Okulu ve diğer askerî okullar için üç ciltlik "Atatürkçülük-Atatürk'ün Görüş ve Direktifleri" adlı kitap bastırıldı ve öğrencilere dağıtıldı.
Evren, gittiği illerde yaptığı konuşmalarda da "Atatürkçülük" vurgusu yapıyor, halkı Atatürk'te birleşmeye çağırıyordu. 17 Ocak 1981'de Gaziantep'te yaptığı konuşmada şöyle diyordu:
"Biliyorsunuz: Yalancı devrimciler, 'Tek yol devrim!' diye ortaya atıldılar; duvarlara, şuraya buraya yazdılar. Evet, devrim vardır ama bu tek yol Atatürk devrimidir! Onun yoludur. Atatürk'ün koyduğu ilkeler komünizme de faşizme de kapalıdır."
Evren, bu dönemde yapılanlar için 1998 yılında yayımlanan 12 Eylül belgeselinde şöyle dedi:
"Biz Atatürk'ün döneminde yetiştik. Atatürk'ün neler yaptığını yakinen biliyoruz. Onun içindir ki Atatürkçülüğün üzerinde ne kadar dursak az olduğuna inanıyoruz. Belki şu olmuştur, bir şeyi çok söylerseniz gına getirir. Ama ben ona dikkat etmeye çalıştım."
Devlet Mezarlığı
Kenan Evren, 12 Eylül'den sonra yine kanun çıkararak "Devlet Mezarlığı" yapımını başlattı. Zira Evren; "Anıtkabir'in Mustafa Kemal Atatürk için yapıldığını, orada sadece Atatürk'ün mezarının bulunması gerektiğini, Anıtkabir'in mezarlık hâline gelmemesi gerektiğini" düşünüyordu. Cumhurbaşkanlığı döneminde 30 Ağustos 1988 günü Devlet Mezarlığı'nı törenle açtı. İnönü ailesi, İsmet İnönü'nün mezarının taşınmasını istemiyordu. Ailenin bu isteği dikkate alındı ve İnönü'nün mezarı Anıtkabir'de bırakılırken diğer on iki mezar Anıtkabir'den kaldırılıp başka yerlere nakledildi. Eski cumhurbaşkanları ve Türk Kurtuluş Savaşı kumandanlarının naaşları da Devlet Mezarlığı'na nakledildi.
İdamlar
Kenan Evren, ölüm cezalarının yerine getirilmesinin, "teröristleri terör eylemlerinden alıkoyacak en tesirli tedbirlerin başında olduğunu" savundu. 12 Eylül'den sonra, 1972'den beri infaz edilmeyen ölüm cezaları uygulanmaya başlandı. Siyasi hükümlülerin yanında adli hükümlülerin de cezaları uygulanmaya başlandı. Evren'li yıllarda 48'i askerî rejim döneminde olmak üzere 50 mahkûm (24 adli suçlu, 17 sol, 8 sağ, 1 ASALA militanı) idam edildi.
Evren, sivil idareye geçildikten sonra 3 Ekim 1984'te Muş'a yaptığı gezide, önceki gece yaşanan bir olayı örnek göstererek şöyle dedi:
"Dün gece Şemdinli civarında yine böyle bir olay oldu. Aranan anarşistlerden bazıları gece vakti vazifeden dönen bir askerî araca ateş ediyorlar ve bir subayımızla bir erimizi şehit ediyorlar. Şimdi ben bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim! Ömür boyu ona bakacağım! Bu vatan için kanını akıtan bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim! Buna siz razı olur musunuz?"
Evren, Anıları'nın ilk cildinde de idam konusuna şöyle değindi:
"... suçsuz ve masum insanları bile tavuk keser gibi öldüren ve ülkeyi kan gölüne döndüren insanların da Avrupa Konseyi ülkelerine hoş görüneceğim diye idam edilmemelerini vicdanım kabul etmiyor. Bu hainler 5.000 civarında insanın canına kıydılar. Bunların içerisinde; kahvede oturup birbirleriyle güzel güzel muhabbet edenler, otobüsle evine gidenler; sokakta dolaşan, parkta oturan vatandaşlarla toplumun güvenliğini sağlamaya çalışan polis, jandarma, asker, subay, astsubaylar da var."