Çin
Doğu Asya'da bir ülke
Çin'deki ilk insanlar Paleolitik Çağ'da gelmiştir. MÖ 2. binyılda Sarı Nehir havzasında hanedan devletleri ortaya çıkmıştır. MÖ 8.-3. yüzyıllarda Zhou hanedanlığının otoritesinde bir çöküş yaşanmış, buna eşlik eden idari ve askeri teknikler, edebiyat ve felsefe ortaya çıkmıştır. MÖ 221'de Çin, bir imparatorun yönetimi altında birleşerek iki bin yıllık imparatorluk yönetimine başladı. Çin'in başarıları arasında barutun, kağıdın, matbaanın ve pusulanın icadı, İpek Yolu'nun kurulması ve Çin Seddi'nin inşası yer almaktadır. Çin kültürü gelişti ve bölge üzerinde ve ötesinde büyük bir etkiye sahip oldu. Çin, 19. yüzyılda bir dizi eşitsiz antlaşma yoluyla ülkenin bazı kısımlarını Avrupa güçlerine devretmeye başladı. 1911 Devrimi, Çing hanedanını devirdi ve ertesi yıl Çin Cumhuriyeti kuruldu. Savaş Ağaları Dönemi boyunca ülke istikrarsız ve parçalanmış durumdaydı; bu durum, Kuomintang'ın ülkeyi yeniden birleştirmek için düzenlediği Kuzey Seferi ile sona erdi.
Çin İç Savaşı, Kuomintang güçlerinin Çin Komünist Partisi (ÇKP) üyelerini tasfiye etmesiyle 1927'de başladı. Çin, 1937'de Japon İmparatorluğu tarafından işgal edildi ve bu durum, ÇKP ve Kuomintang'ın Japonlara karşı savaşmak için İkinci Birleşik Cephe'yi kurmasına yol açtı. İkinci Çin-Japon Savaşı Çin'in zaferiyle sonuçlandı; ancak ÇKP ve Kuomintang iç savaşlarına yeniden başladılar. 1949'da ÇKP, Çin Halk Cumhuriyeti'ni ilan etti ve Kuomintang liderliğindeki hükûmeti Tayvan adasına çekilmeye zorladı. Ülke bölündü ve her iki taraf da meşru hükûmet olduğunu iddia etti. Toprak reformlarının uygulanmasının ardından, ÇKP'nin komünizmi gerçekleştirme girişimleri başarısız oldu: Büyük İleri Atılım, milyonlarca insanın ölümüne yol açan Büyük Çin Kıtlığı'ndan sorumluydu ve Kültür Devrimi bir kargaşa ve zulüm dönemiydi. 1978'de başlayan reform ve açılım, ülkeyi planlı ekonomiden piyasa ekonomisine doğru yönlendirdi ve ekonomik bir patlamaya yol açtı. 1989 Tiananmen Meydanı protestoları ve katliamından sonra siyasi liberalleşme hareketi durakladı.
1949'dan beri Çin, tek iktidar partisi ÇKP olan üniter bir komünist devlettir. BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden biridir ve çok sayıda çok taraflı ve bölgesel kuruluşun üyesidir. Dünya ekonomisinin yaklaşık beşte birini oluşturan Çin, dünyanın en zengin ikinci ülkesidir ve satın alma gücü paritesi (PPP) bazında ayarlandığında Çin ekonomisi en büyük ekonomidir. Bununla birlikte, Çin demokrasi ve insan hakları ölçütlerinde düşük sıralarda yer almaktadır. Çin, en hızlı büyüyen modern ekonomilerden biridir ve dünyanın en büyük üreticisi ve ihracatçısı, aynı zamanda ikinci en büyük ithalatçısıdır. Çin, dünyanın en büyük daimi ordusuna, ikinci en büyük savunma bütçesine ve üçüncü en büyük nükleer silah stoğuna sahiptir. Jeopolitik, bilim ve teknoloji, üretim, ekonomi ve kültür alanlarındaki etkisi nedeniyle potansiyel veya yerleşik bir süper güç olarak tanımlanmaktadır. Çin, mutfağı ve kültürüyle ünlüdür. Çok çeşitli bir ülkedir ve 60 UNESCO Dünya Mirası Alanına sahiptir.
Etimoloji
Sevan Nişanyan Etimolojik Sözlüğü'ne göre Türkçedeki "Çin" sözcüğü, Farsça Çīn (چین) kelimesinden Türkçeye girmiştir; bunun kökeniyse Soğdcada aynı anlama gelen Çīn sözcüğüdür. Eski Türkçede ise Tabgaç denmiştir. Bazı diğer kaynaklarsa Farsça kelimenin kökeninin Sanskrit Cīna (चीन) kelimesine kadar dayandığını ileri sürmektedir. Sanskrit Cīna kelimesinin Çin'e atfen kullanımı MS 150'ye dayanır. Hint yazarların MÖ 1. yüzyıldan önce Çin'in varoluşundan hiç haberdar olmama olasılığına rağmen Cīna kelimesi, Mahabharata ve Manusmriti metinlerinde de mevcuttur. 1655'te Martino Martini, Çin adının Qin ("Çin") Hanedanı (MÖ 221-206)'nın isminden türetildiğini ileri sürdü. Bu öneri, birçok araştırmacıdan kabul görmüştür, ancak birçok alternatif fikir de mevcuttur.
Modern devletin resmî adı "Çin Halk Cumhuriyeti" (Çince: 中华人民共和国; pinyin: Zhōnghuá Rénmín Gònghéguó), daha sık kullanılan kısa adıysa "Çin" Zhōngguó (中国); bu, zhōng ("orta" veya "merkez") ve guó ("devlet", "ulus-devlet") sözcüklerinden oluşur. Çince Zhōngguó terimi, Zhou Hanedanı altında kendi krallık demesnesine atfen kullanılan bir terim olarak gelişti. Sonradan Doğu Zhou dönemi sırasında Luoyi (günümüz Luoyang) civarındaki alanını, sonradan da Çin Merkez Ovası'nı, sonradan da Çing Hanedanı yönetimi altındaki devleti tanımlamak için kullanıldı. Huaxia kabilelerini "barbar" olarak algılanan halklardan ayırt etmek için sık kullanılan kültürel bir kavram olarak işlev gösterdi, ve Çin hakkındaki yabancı dil kaynaklarındaki eş anlamlı "Orta Krallık" teriminin kökenidir. Zhōnghuá (中华) terimiyse, "Çin uygarlığının toprakları" imasını taşıyan daha edebi veya kapsayıcı bir addır. Wei ile Jin hanedanları sırasında "Huaxia'nın merkez devleti" ifadesinin kısaltması olarak ortaya çıktı. Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu öncesinde 15 Haziran 1949 tarihinde düzenlenen ilk Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı'nda ülkenin önerilen ismi Çin Demokratik Halk Cumhuriyeti (Çince (basitleştirilmiş): 中华人民民主共和国; Çince (geleneksel): 中華人民民主共和國; pinyin: Zhōnghuá Rénmín Mínzhǔ Gònghéguó) idi. 1950'lerde ve 1960'larda Kuomintang'ın Çin İç Savaşı'nı kaybetmesinin ardından, "Milliyetçi Çin" veya "Özgür Çin"den farklı olarak "Komünist Çin" veya "Kızıl Çin" olarak da nitelendirilirdi.
Tarihçe
Tarih öncesi
Çin, dünyanın en eski uygarlıklarından biri olarak kabul edilir. Arkeolojik kanıtlar; erken hominitlerin 2,25 milyon ile 250.000 yıl önce arasında Çin'de yaşadıklarını gösterir. Ateş kullanmasını öğrenmiş bir Homo erectus olan Pekin Adamı'nın hominit fosilleri, Pekin'e yakın Zhoukoudian mağarasında bulundu; fosiller, 680.000 ile 780.000 yıl önce arasına tarihlendirilmiştir. 125.000-80.000 yıl öncesine tarihlendirilen bir Homo sapiens'in fosilleşmiş dişleri, Hunan-Dao İlçesi'ndeki Fuyan Mağarası'nda bulundu. Çin proto-yazısı; MÖ 7000 civarında Jiahu'da, MÖ 6000 civarında Damaidi'de, MÖ 5800-5400'de Dadiwan'da ve 5. binyılda Banpo'da vardı. Bazı araştırmacılar, MÖ 7. binyıla dayanan Jiahu yazılarının en erken Çin yazı sistemini oluşturduğunu ileri sürmektedir.
İlk hanedanlık yönetimi
Çin geleneğine göre ilk hanedanlık, MÖ 2.100 civarında ortaya çıkmış Xia Hanedanı idi. 1959'da yapılan bilimsel kazılar kapsamında Hunan-Erlitou'da Tunç Çağı sitelerinin bulunmasına kadar bu hanedanlığın tarihçiler tarafından mitolojik olduğu varsayılırdı. Bu sitelerin Xia Hanedanı'na veya aynı dönemden diğer bir kültüre ait olup olmadığı hala kesinleştirilmemiştir. Bunun ardından gelen Shang Hanedanı, kendi çağına ait kayıtlarla var olduğu kanıtlanmış en eski hanedanlıktır. Shanglar; MÖ 17. ile 11. yüzyılları arasında doğu Çin'deki Sarı Irmak'ın ovasında kendi egemenliklerini sürdürdü. MÖ 1500'e kadar dayanan ve Shanglara ait fal yazıtları, yazılı çincenin bu zamana kadar bulunmuş en eski türünü oluşturur ve çağdaş Çince karakterlerinin atasıdır.
Shang Hanedanı, MÖ 11. ile 5. yüzyılları arasında kendi egemenliğini sürdüren Zhou Hanedanı tarafından fethedildi, ancak bu dönem boyunca merkezî otorite, feodal savaş ağaları tarafından yavaş yavaş bozuldu. Sonunda zayıflatılan Zhou devletinden birçok bağımsız devlet ortaya çıktı. Bunlar, 300 senelik İlkbahar ve Sonbahar Dönemi boyunca sürekli birbirleriyle savaştılar ve sadece ara sıra Zhou kralına hürmet gösterdiler. MÖ 5.-3. yüzyılları arasındaki Savaşan Devletler Çağı'nda günümüz Çin'i olarak bilinen topraklarda her biri kendi kralı, bakanlığı ve askeriyesiyle yedi farklı ve güçlü egemen devlet vardı.
Çin ve Han
Savaşan Devletler Çağı, Çin devletinin diğer altı krallığı fethedip ilk birleşik Çin devletini kurmasıyla MÖ 221'de sona erdi. Kral Çin Şi Huang, kendisini Çin Hanedanı'nın "İlk İmparator"u (Çín Shǐhuáng ya da Shǐ Huángdì) olarak ilan etti. Başta Çince karakterlerin, ölçü birimlerinin, yol genişliğinin (araba aksı uzunluğu kadar) ve para biriminin zorla standartlaştırılması olmak üzere Çin devletine ait legalist reformlar tüm Çin'de uygulandı. Hanedan ayrıca Guangksi, Guangdong ve Vietnam'daki Yue kabilelerini fethetti.
Çin Hanedanı sadece 15 yıl sürdü; İlk İmparator'un sert, otoriter politikalarının isyanlara yol açması nedeniyle onun ölümünden kısa süre sonra Hanedan iktidarı kaybetti.
Xianyang'daki imparatorluk kütüphanesinin yakıldığı
Genel iç savaş sonrasında Han Hanedanı, tüm Çin'i yöneten güç olarak ortaya çıktı. MÖ 206 - MS 220 arasında Çin'i yöneterek, kendi nüfusu arasında günümüzde yine Han Çinlisi etnik grubunun adlandırılmasıyla hatırlattırılan kültürel bir kimlik oluşturdu. Hanlar; Orta Asya, Moğolistan, Güney Kore ve Yünnan'e kadar ulaşan askerî seferlerle ve Nanyue'den Guangdong ile kuzey Vietnam'ın geri kazanılmasıyla imparatorluğun topraklarını büyük oranda genişletti.
Hanların Orta Asya ile Soğdiana'daki müdahaleleri, İpek Yolu kara yolunun oluşmasına yardım etti (ipek yolu, önceden Hindistan'a gitmek için Himalaya Dağları'ndan geçen yolunun yerini aldı).
Han Hanedanı zamanla giderek Antik Dünya'nın en büyük ekonomisi oldu.
Hanların ilk baştaki ademi merkeziyetçiliği ve Konfüçyüsçülüğün lehine Çin legalist felsefesinin uygulanmasına resmî olarak son verilmesine rağmen, Çin'in legalist kuruluşları ve politikaları Han hükûmeti ve bunun ardılları tarafından kullanılmaya devam etti.
Üç Krallık, Jin, Kuzey ve Güney hanedanları
Han Hanedanı'nın sonunun ardından Üç İmparatorluk olarak bilinen, çekişmelerle dolu bir dönem başladı. Bu dönemin merkezindeki şahıslar, Çin edebiyatının Dört Büyük Klasik Romanı'nın birinde ölümsüzleştirildi. Dönemin sonunda Wei, Jin Hanedanı tarafından devrildi.
Jin de gelişimsel engelli İmparator Hui'nin tahta çıkmasıyla çıkan Sekiz Prens Savaşı'nda çöktü. Sonradan Beş Barbar, Çin'in kuzeyini ele geçirip bu toprakları 16 Krallık idaresi altında yönetti. Siyenpiler, bu krallıkları Kuzey Vey olarak birleştirdi. Bunun imparatoru Xiaowen, kendi öncelinin uyguladığı aparthayd politikalarını geri çevirdi ve kendi vatandaşları üzerine köklü bir Çinleştirme uygulayarak, bunları büyük oranda Çin kültürüne entegre ettirdi.
Güneyde general Liu Yu, Liu Song lehine Jin'in tahttan çekilmesini sağladı. Bu devletlerin çeşitli ardılları Kuzey ve Güney hanedanları olarak bilinmeye başlandı ve iki bölge en sonunda 581 yılında Sui tarafından yeniden birleştirildi.
Sui, Tang ve Song
Suiler, Han'ın Çin üzerindeki egemenliğini geri getirmenin yanı sıra Çin'in tarımını ve ekonomisini düzenledi, Büyük Çin Kanalı'nı inşa ettirdi ve Budizme mensup oldu. Buna rağmen Sui Hanedanı, hem kamu işlerin mecburi görev olarak yapılmasının hem de Kore'ye karşı savaş kaybetmenin patlak verdiği huzursuzluklar nedeniyle hızlı şekilde çöktü.
Sonraki Tang ile Song hanedanlıkları altında Çin; ekonomisi, teknolojisi ve kültüründe bir altın çağa girdi.
Tang İmparatorluğu, Batı Bölgeleri ve İpek Yolu üzerindeki kontrolü geri kazandı ve başkenti Çangan'ı kozmopolit bir merkez hâline getirdi. Bunlara rağmen, 8. yüzyılda yer alan An Luşan İsyanı nedeniyle büyük oranda harap edildi ve güçsüz hale getirildi. 907'de yerel askerî valiler kontrol edilemez hâle gelince Tang tümüyle çöktü.
Song Hanedanı, 960'ta Çin'deki ayrılıkçı duruma son vermesiyle Song ile Kidan Liao arasında güç dengesine yol verdi. Song, kâğıt para dağıtan Dünya tarihindeki ilk hükûmet ve kalıcı bir donanma kuran ilk Çin devletiydi; donanmanın kuruluşu, gelişmiş gemi inşa endüstrisi ve deniz ticaretiyle sağlandı. 10. ile 11. yüzyılları arasında, çoğunlukla merkez ve güney Çin'de pirinç ekiminin yaygınlaşması ve bol miktarda gıda fazlasının üretimi sayesinde Çin'in nüfusu 100 milyona ulaşarak iki katında büyüdü. Tang Hanedanı'nda Budizmin çoğalmasına tepki olarak Song Hanedanı ayrıca Konfüçyüsçülüğün yeniden canlandırılmasına şahit oldu; peyzaj sanatı ve porselenin yeni olgunluk ve karmaşıklık seviyelerine ulaşmasıyla sanat ve felsefede de önemli gelişmeler yer aldı. Ancak Song ordusunun askerî zayıflığı, Curçen Kin Hanedanı tarafından gözlemlendi.
1127'de İmparator Huizong ve başkent Bianjing, Jin-Song Savaşları sırasında ele geçirildi. Geri kalan Songlar güney Çin'e çekildi.
Yuan
13. yüzyılda Çin, Moğollar tarafından fethedildi. 1271'de Moğol hanı Kubilay Han, Yuan Hanedanı'nı kurdu; Yuanlar, 1279'da Song Hanedanı'nın son kalıntılarını fethetti. Moğollar tarafından ele geçirilmesinden önce Song Çini'nin nüfusu 120 milyon vatandaştan oluştu; 1300'deki nüfus sayımına göreyse bu sayı 60 milyona düştü. Zhu Yuanzhang isimli bir köylü, 1368'de Yuan Hanedanı'nı devirdi, sonra Ming Hanedanı'nı kurup kendini Hongwu İmparatoru olarak atadı. Ming Hanedanı idaresinde Çin, yine bir altın çağı yaşadı; Dünya'nın en güçlü donanmalarından birini ve zengin ve müreffeh bir ekonomi kurdu; üstelik sanat ve kültür aleminde büyük gelişimler yer aldı. Bu dönem sırasında Zheng He, dünyanın çeşitli yerlerinde, Afrika'ya kadar ulaşan hazine seferleri yürüttü.
Ming
Ming Hanedanı'nın ilk yıllarında Çin'in başkenti Nankin'den Pekin'e alındı. Kapitalizmin ilk tomurcuklarının dikilmesiyle Wang Yangming gibi filozoflar, bireycilik ve dört mesleğin eşitliği gibi kavramlarla Neokonfüçyüsçülüğü eleştirel şekilde daha fazla geliştirdi. Alim-memur tabakası, vergi boykotu hareketleri kapsamında sanayi ve ticaretten destekleyici bir kuvvet oluşturdu; bu dönem boyunca yer alan kıtlıkların yanı sıra hem Japonya'nın Kore'ye ele geçirmesi (1592-98) hem de Mançu işgallerine karşı savunma zorunluluğuyla beraber bunlar, tükenmiş bir hazineye yol verdi.
1644'te Pekin, Li Zicheng önderliğindeki köylü isyancı güçlerden oluşan bir koalisyon tarafından fethedildi. Şehrin düşüşüyle Chongzhen İmparatoru intihar etti. O dönemde Ming Hanedanı generali Wu Sangui ile ittifakta bulunan Mançu Çing Hanedanı, Li'nin kurduğu kısa ömürlü Shun Hanedanı'nı devirdi, sonra da Çing Hanedanı'nın yeni başkenti olarak atanan Pekin şehri üzerindeki kontrolü ele geçirdi.
Çing
1644'ten 1912'ye kadar süren Çing Hanedanı, Çin'in en son imparatorluk hanedanlığıydı. Ming'in fethi (1618–1683) 25 milyon insanın hayatına mal oldu, Çin ekonomisi de büyük ölçüde küçüldü.
Güney Ming'in sonunun ardından Çungar Hanlığı'nın fethiyle Moğolistan, Tibet ve Şincan da imparatorluğun topraklarına eklendi. Çing karşıtlığına karşı sıkı önlem olarak tarıma değer veren ve ticareti kısıtlayan bir politikanın uygulanmasıyla merkezî otokrasi güçlendirildi; ayrıca "Haijin" ("deniz yasağı") ve Edebi Engizisyon'la temsil edilen ideolojik kontroller de uygulandı; bunlar, sosyal ve teknolojik durgunluğa neden oldu.
19. yüzyılın ortasında Çing Hanedanı, Britanya ve Fransa ile girilen Afyon Savaşları'nda Batı emperyalizmine maruz kaldı. Çin, Eşitsiz Antlaşmaların ilki olan 1842 Nanking Antlaşması çerçevesinde tazminat ödemeye, antlaşma limanlarını açmaya, yabancı uyruklu bireylere dış dokunulmazlık vermeye ve Hong Kong'u Britanya'ya devretmeye zorunda kaldı. Birinci Çin-Japon Savaşı'ysa (1894–95) Çing Çini'nin Kore Yarımadası üzerindeki etkisini kaybetmesiyle ve Tayvan'ın Japonya'ya devredilmesiyle sonuçlandı.
Özellikle 1850'lerda ve 1860'larda güney Çin'i harap eden başarısız Taiping Ayaklanması'yla ve kuzeybatıdaki Dungan İsyanı (1862–77)'yla Çing Hanedanı, on milyonlarca insanın öldüğü iç huzursuzluklar yaşamayı başladı. 1860'lardaki Kendini Güçlendirme Hareketi, ilk başta başarılı olsa da, 1880'ler ve 1890'larda bir dizi askerî yenilgiden dolayı birçok aksiliğe uğradı.
19. yüzyılda büyük Çin diasporası başladı. Dış göçün oluşturduğu nüfus kayıplarına ek olarak çeşitli çatışmalar ve afetlerden dolayı Çin nüfusu büyük oranda düştü; ör. 9 ile 13 milyon arasında kişinin öldüğü 1876–79 Kuzey Çin Kıtlığı.
1898'de Guangxu İmparatoru, modern bir meşrutî monarşinin kurulması yönünde bir reform planı tasarladı. Bu planlar ancak İmparatoriçe Cixi tarafından engellendi. 1899–1901'deki talihsiz yabancı karşıtı Boxer Ayaklanması, Hanedan'ı daha fazla zayıflaştırdı.