Galen
Yunan doktor, bilim insanı ve filozof (129–216)
Antik dönemin en başarılı tıp araştırmacılarından biri olarak kabul edilen Galen, anatomi, fizyoloji, patoloji, farmakoloji, nöroloji ile birlikte felsefe ve mantık gibi birçok bilim dalının gelişimine katkıda bulunmuştur.
Zengin bir Yunan mimarı ve bilimsel ilgi alanlarına sahip olan Aelius Nikon’un oğlu olan Galen, kendisini başarılı bir hekim ve filozof kariyerine hazırlayan kapsamlı bir eğitim almıştır. Eski Pergamon (Grekçe: Πέργαμον) (günümüzde Bergama, Türkiye) şehrinde doğmuş olan Galen, Roma'ya yerleşmeden önce tıbbi teoriler ve keşifler hakkında geniş bir bilgi birikimi edinmek amacıyla çeşitli seyahatler yapmıştır.
Antik Roma'nın en önemli hekimlerindendir. Roma'da, hem Roma toplumunun önde gelen üyelerine hizmet etmiş hem de birkaç imparatorun özel hekimi olarak atanmıştır.
Deneysel fizyolojinin kurucusu ve Roma dünyasının ilk spor hekimi olarak kabul edilmiş ve Hekimlerin İmparatoru, Şeyhû’s Seyadile (hekimlerin babası) gibi ünvanlarla anılmıştır. Galen'in tıbbi görüşleri “Galenizm” olarak adlandırılır ve yüzyıllar boyunca tıpta etkisini sürdürmüştür.
Öte yandan Galen'in İslam tıp dünyası üzerinde büyük etkisi olduğu bilinmektedir. Mevlana C. Rumi: "Ey bizim kibir ve azametimizin ilâcı, ey bizim Eflâtun'umuz. Ey bizim Calinus'umuz." (Mesnevi 24. beyit) diye söz etmiştir.
Galen'in anatomi ve tıp anlayışı esas olarak, Hipokrat Külliyatı'nda (''Corpus Hippocraticum'') İnsanın Doğası Üzerine adlı eserin yazarı tarafından ilk kez ortaya atılan ve o zamanlar geçerli olan dört iç salgı teorisinden (kara safra, sarı safra, kan ve balgam) etkilenmiştir.
Başlangıçta isteksiz olsa da, sonrasında artan bir coşkuyla Galen, Hipokrat'ın veneseksiyon (damar kesimi) ve kan aldırma uygulamalarını Roma'da bilinmediği bir dönemde tanıtmıştır. Bu durum, damarların kan değil, pneuma (canlandırıcı ruh) taşıdığına inanan Erasistratosçular tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Ancak Galen, bu uygulamayı hem bu konuda yazdığı üç kitabında hem de halka açık tartışmalarında ve gösterilerinde şiddetle savunmuştur.
Galen'in görüşleri, Batı tıp bilimine 1.300 yıldan fazla bir süre boyunca egemen olmuş ve onu derinden etkilemiştir. Anatomi raporları, esas olarak, Berberi maymunlarının diseksiyonlarına dayanıyordu. Ancak, bu maymunların yüz ifadelerinin insanlara çok benzediğini fark ettiğinde, domuz gibi başka hayvanlara yönelmiştir.
Galen, kendisini hem hekim hem de filozof olarak görüyordu; bunu En İyi Hekim Aynı Zamanda Bir Filozof Olmalıdır başlıklı risalesinde açıkça dile getirmiştir.
Galen, insan bedeninin çalışmasını sağlayan üç birbiriyle bağlantılı sistem olduğunu düşünmüştür. İlk sistem, düşünce ve duyuların kontrolünden sorumlu olan beyin ve sinirlerdir. İkinci sistem, yaşam enerjisi sağladığını düşündüğü kalp ve arterlerden oluşmaktadır. Üçüncü sistem ise, beslenme ve büyümeden sorumlu olduğunu öne sürdüğü karaciğer ve damarlardan oluşmaktaydı. Ayrıca, kanın karaciğerde üretildiğini ve vücuda bu şekilde dağıldığını ileri sürmüştür.
Galen, rasyonalist ve empirist tıp mezhepleri arasındaki tartışmalara büyük ilgi duymuştur. Onun doğrudan gözlem, diseksiyon ve viviseksiyon kullanımı, bu iki görüşün aşırılıkları arasında karmaşık bir orta yol temsil eder. Çoğu çalışması korunmuş ve/veya orijinal Yunanca metinlerden tercüme edilmiştir, ancak birçok eser yok olmuştur ve bazıları ona atfedilmesine rağmen sahte olduğu düşünülmektedir.
Ölüm tarihi üzerinde bir miktar tartışma bulunsa da, öldüğünde yetmiş yaşından küçük olmadığı kesindir.
Bergama'da çocukluk dönemi (MS 129-143)
Galen, 129 yılında Pergamon’da, Aiolis bölgesinde (günümüz Türkiye’sinde, İzmir’in kuzeyinde bulunan Bergama) varlıklı bir ailede dünyaya gelmiştir.
Galenos'un (Γαληνός, Galēnós) adı Yunancada "sakin" anlamına gelen γαληνός (galēnós) sıfatından gelir. Bu isim, antik çağlardan beri iyi belgelenmiştir. Kláudios adı ise, Galen'in Roma vatandaşlığına sahip olduğunu göstermektedir. Kláudios (Κλαύδιος) isimli gentilice, yalnızca birkaç Bizans el yazmasında ve Batı'da basılan çok sayıda kitapta yer almaktadır.
Galen, erken yaşamını On the Affections of the Mind adlı eserinde anlatır. Milattan sonra 129 yılının Eylül ayında doğmuştur.
Babası Aelius Nicon, zengin bir aristokrat, senato üyesi, mimar ve inşaatçıydı; felsefe, matematik, mantık, astronomi, tarım ve edebiyat gibi çeşitli alanlarda geniş ilgiye sahipti.
Galen, babasını "son derece dostane, adil, iyi ve hayırsever bir adam" olarak tanımlar. Babası, Galen için özdenetim ve nezaket modeli olurken, annesinin taşkınlıklarına tam bir zıtlık teşkil etmiştir:
“Tamamen öfkeye kapılmayan, son derece adil, dürüst ve insan dostu bir babaya sahip olma şansım oldu; buna karşın, hizmetçilerini bazen ısıracak kadar sinirli, sürekli bağıran ve babamla tartışan bir anneye sahip oldum”.
İlk eğitimini babasından aldı. Geometri, aritmetik ve matematik alanlarında derin bilgi sahibi olan babası, Galen'e 14 yaşına kadar bilimsel bilgilerin temelini öğretmiştir. Nikon, onu mantık ve tıp alanlarında da eğitim görmesi için yönlendirdi. Babası, Galen için geleneksel bir felsefe veya politika kariyeri planlamış ve onu edebi ve felsefi etkilerle tanıştırmak için özen göstermiştir. Ancak, Galen'in belirttiğine göre, yaklaşık 145 yılında babası bir rüya görmüş ve rüyasında tanrı Asklepios ona, oğlunu tıp eğitimi alması için yönlendirmesini emretmiştir.
Pergamon kenti, Greko-Romen dünyasının bilimsel, edebi ve sanatsal açıdan en önemli merkezlerinden biriydi. Uzun bir süre bağımsız bir krallık olarak kalan şehir, MÖ. 133 yılında Roma hâkimiyetine girmiştir. Ancak bu, şehrin olağanüstü refahını MS 2. yüzyıla kadar sürdürmesine engel olmamıştır. Galen döneminde Pergamon, İskenderiye'dekinden sonra ikinci en büyük kütüphanesi ile tanınan önemli bir kültür ve entelektüel merkezdi. Yanı sıra, şifa tanrısı Asklepios’a adanmış büyük bir tapınağa ev sahipliği yapmaktaydı. Şehir, Galen’in 14 yaşında tanıştığı Stoacı ve Platoncu filozoflar gibi birçok düşünürü kendine çekmiştir. Babası, Galen’e Stoacı ahlakı öğretmiştir. Galen, hayatı boyunca babasının ilkelerini uygulamaya çalıştığını, maddi kayıplardan etkilenmemeye ve gereksiz üzüntüden kaçınmaya özen gösterdiğini belirtmiştir. O yüzünden, çalışmaları Aristotelesçi ve Epikürcü olanlar da dahil olmak üzere dönemin başlıca felsefi sistemlerini kapsamıştır. Eserlerinde, ilk hocasının ileri sürdüğü fikirler için “retorik kanıtlar” sunmadığını, ikincisinin birincisinin tam tersi sonuçlara vardığını, diğerlerinin ise daha ikna edici olmadığını ifade eder. Bu felsefi eğitimden, kendi sözleriyle, "derin bir üzüntü" ile çıkmıştır.
Babası aynı zamanda Galen'e kırsal yaşama olan sevgisini de aşılamıştır. Genç Galen, çocukluğunun bir kısmını babasının yönettiği tarım arazilerinde geçirmiş olmalıdır. Daha sonra farmakolojik yazılarında şifalı bitkiler konusunda gösterdiği mükemmel bilgi, bu döneme dayandırılabilir.
Ayrıca, Galen'in bir gramer öğretmeni (Grammatikos) tarafından klasik metinlerin incelenmesine yönelik bir eğitim aldığı ve bir retor (rhêtor) tarafından konuşma sanatı üzerine dersler aldığı da varsayılmaktadır.
Felsefeden tıbba geçiş (MS 143-148)
Galen, herkesin hemfikir olabileceği bir akıl yürütme sanatını, geometrik ispatların herkese kendini kabul ettirebildiği gibi, öğrenmeyi umuyordu. Ancak bu beklentisi gerçekleşmeyince, "felsefi söylemlerden uzak durmaya" karar verdiğini belirtmiştir, ancak felsefi düşünceden tamamen kopmamıştır.
Babası, Galen için büyük hayaller kurarak, tıp eğitimine başlamasını önerdi. O dönemde Galen 16 yaşındaydı. Tıbba yönelmesi muhtemelen, birbirine zıt olan ve kendi yöntemleriyle ayrışamayan felsefi sistemlerin çatışması sonucu içine düştüğü Pyrrhoncu şüpheden kurtulmasını sağlayacak, daha pratik bir disiplin seçme isteğinden kaynaklanıyordu.
MS 145 yılında Galen, "Avrupa Tıbbının Babası" olarak kabul edilen Hipokrat'ı (MÖ. 460-370) daha iyi anlamak amacıyla Satyros'un okuluna gitmiştir. Tıpta empirizm üzerine bir tartışmaya katıldıktan sonra, konuşmacılardan biri olan Pelops'un derslerini takip etmiştir.
Önceki geniş kapsamlı eğitimini takiben, MS 146-147'de bir therapeutes veya refakatçi (Yunanca: θεραπευτής) olarak prestijli yerel bir şifa tapınağı ya da Asklepion'da eğitimine başladı. Burada dört yıl öğrenim gören Galen, Bergamalı Aeskrion, Stratonikus ve Satyros gibi isimlerin etkisi altında kaldı. Galen'nin tıp eğitimi, tanınmış ustalarla birlikte yapılmaktaydı.
Asklepionlar, hastaların rahiplerin tedavilerinden yararlanmak için geldikleri bir tür kaplıca ya da sanatoryum olarak işlev görmekteydi. Romalılar, hastalık ve rahatsızlıklarından kurtulmak amacıyla Pergamon'daki tapınağı sık sık ziyaret ederdi. Ayrıca, tarihçi Aulus Claudius Charax, hatip Aelius Aristides, sofist Polemo ve konsül Cuspius Rufinus gibi önemli kişilerin uğrak yeriydi.
Smirnia'dan İskenderiye'ye eğitim seyahatleri (MS 148-157)
MS 148 yılında, 19 yaşındayken babasının ölümü, Galen'e büyük bir servet bıraktı. Maddi olarak bağımsız hale geldi. Daha sonra Hippokrates'in öğretilerinde bulduğu tavsiyeyi izleyip mal varlığının yönetimini bir vekile emanet ederek, Roma İmparatorluğu'nda tanınmış hekimlerden eğitim almak için Yunan-Roma dünyasını dolaşmaya başladı.
Geniş çapta seyahat etti. Bu süreçte tıpta farklı düşünce ekollerini tanıma fırsatı buldu ve birçok dil öğrenerek eserler yazmaya başladı.
Önce, Smirnia'ya gitti (günümüzde İzmir). Orada, ünlü hekim hocası Pelops ile yeniden buluştu ve düşünür Albinus'tan ders aldı. Anatomiyi ünlü Heraklianus'tan öğrendi; hayvanlar üzerinde çalışmalar yaptı. Burada Göğüs Kafesi ve Akciğerin Hareketi Üzerine adlı bir eser yazar ve Pelops'un öğretilerini kaydeder. Sonra, Numisianos'tan eğitim almak için Korint'e (y. MS 151) gitti. Ayrıca, Girit, Kilikya (günümüzde Çukurova) ve Kıbrıs'teki büyük tıp okulu gibi çeşitli yerlerde eğitim aldı. Ek olarak, Midilli Adası'nda Aristo okulu ve felsefecilerle tanıştı.
Sonunda, İskenderiye'ye doğru çıktı. Anatomi çalışmak amacıyla İskenderiye'de en az dört yıl kaldı.
Mısır'ın bu şehri, MÖ 3. yüzyılda ilk Ptolemaios hükümdarları altında Hellenistik uygarlığın entelektüel yaşamında önemli bir merkez haline gelmişti. O dönemde, İskenderiye, her tutkulu hekimin eğitimi sırasında geçmesi gereken zorunlu bir aşama gibi görülüyordu. Antik dönemin en büyük iki anatomisti olan Herophilos ve Erasistratos, burada insan disseksiyonları yapmış ve insan vücudunun iç yapılarının anlaşılmasında büyük ilerlemeler sağlamıştı. Ancak Galen'in İskenderiye'ye vardığı yaklaşık dört yüzyıl sonra, insan kadavraları üzerinde disseksiyon artık yapılmamaktaydı. Galen burada, yalnızca "insan kemiklerini incelemekle" yetinmiştir ve Stratonikus'dan ders almıştır.
Daha sonraki yazılarına bakıldığında, Galen'in İskenderiye'deki kalışından oldukça hayal kırıklığına uğradığı görülür. İnsanın Epidemileri Üzerine Yorum (De Humani Corporis Fabrica Libri Septem) adlı eserinde, İskenderiyeli hocalarını yalnızca sözde bilgili, fakat bir hastalığı tanımakta tamamen yetersiz kişiler olarak tanımlar. Aynı zamanda, Mısır mutfağına da pek olumlu bakmamıştır; tahta kurtları, engerek yılanı, maymun eti, deve eti ve hatta eşek etini içeren yemeklerden pek hoşlanmamıştır. Ancak, Mısırlıların bu yiyeceklere alışık olduklarını ve bu kötü gıdaları vücuda zarar vermeden önce hızlıca atmayı başardıklarını belirtir.
Mısır, tarih boyunca ilaçları, parfümleri ve merhemleriyle ünlü olmuştur. Galen'de bu konulardan pek çok bahseder, özellikle farmakolojik yazılarında: Hintyağı (kikinon), Bayır turpu yağı (rhaphaninon), Hardal Tohumun yağı (sinapinon) ve karabiber gibi maddelere yer vermiş. Ayrıca, baş ağrısına karşı lapası yapılan yapraklarıyla bilinen Cordia myxa adlı bir ağacı ve değerli terapötik etkileri olan bir kil türünü de incelemiştir.
Sonunda, Galen, doğduğu şehre, Pergamon'a geri döndü.
Pergamon'da gladyatörlerin hekimi (MS 157-161)
MS 157 yazında memleketi Pergamon'a dönen Galen, ülkesinin lezzetli meyvelerinden o kadar çok yer ki hazımsızlık ve akut bir mide rahatsızlığı geçirir. Kendi yazılarına göre, bu rahatsızlık muhtemelen Akdeniz havzasında o dönemde yaygın olan amip kaynaklı bir dizanteriydi.
Bu olay, Galen'in hayatında o kadar önemli bir yer tutar ki, yazılarında üç kez bu durumdan bahseder. Bu hastalıktan sonra, incir ve üzüm dışında tüm meyvelerden uzak durmaya, dengeli bir diyet uygulamaya ve düzenli olarak spor salonuna; Gymnasium (Grekçe: γυμνάσιον, gymnásion) gitmeye karar verdiğini belirtir. Ömrünün son döneminde, Asklepios'tan iki açık rüya aracılığıyla aldığı talimatları izleyerek, parmaklarının (işaret ve orta parmak) arasındaki bir atardamarı keserek uyguladığı yeni bir kan aldırma yöntemi sayesinde ağrılarının geçtiğini anlatır. Bu mucizevi iyileşmenin ardından, Galen kendini Asklepios'un bir hizmetkârı (therapeutès) olarak ilan eder.
Aynı yıl, 157'de, 28 yaşındayken, prestijli bir görev olan Asya Başrahibi'nin gladyatörlerinin hekimi olarak atanır. Asya'nın en etkili ve zengin adamlarından biri olan Başrahip, Galen'in iddiasına göre, onu diğer hekimlerden üstün tutarak seçmiştir. Galen, bir maymunun karnını açtıktan sonra diğer hekimlere bu hasarı onarmalarını teklif etmiş, ancak hekimler bunu yapmayı reddetmiştir. Bunun üzerine, Galen, cerrahiyi bizzat gerçekleştirmiş ve böylelikle Asya Başrahibi'nin takdirini kazanmıştır. İmparatorluğun doğu kentlerinde, Başrahip (archihierus), imparatorluk kültünü organize etmekle sorumluydu. Kendi bütçesiyle bir grup gladyatörü besler ve her yaz, imparator onuruna düzenlenen festivallerde yapılan dövüşlerde (Munera) onları karşı karşıya getirirdi. Galen, genç yaşına rağmen, gladyatörlerin kanlı yaralarını tedavi etme ve onların beslenme düzenine dikkat etme göreviyle görevlendirilir. Görevi, mümkün olduğunca çok gladyatörü hayatta tutarak, büyük rahibin yeni dövüşçüler bulmak zorunda kalmasını önlemekti. Ölümle sonuçlanan dövüşler nadiren gerçekleşirdi.
Dört yıllık bu görevi sırasında gladyatörler ile seyircilerin vücut yapısını karşılaştırarak sürekli beden hareketlerinin sağlıklı yaşam için zorunlu olduğu sonucuna vardı. Diyetin, fiziksel formun, hijyenin ve önleyici tedbirlerin önemini vurgulamıştır. Bilinçli beden hareketleri ile fizyoloji ve tedavi ilişkisini kuran ilk tıp doktoru olarak bugünkü spor hekimliğine öncülük ettiği savunulur. Ayrıca canlı anatomi, kırıkların tedavisi ve ciddi travmalar üzerine çalışmıştır. Gladyatörlerin yaralarını "bedenin içine açılan pencereler" olarak tanımlamıştır. Kendi yazılarına göre, genç ve yetenekli hekim ilk görevinde olağanüstü başarılar elde eder: "Görevimdeki gladyatörlerden sadece ikisi öldü, oysa benden önceki hekimlerin döneminde on altı kişi hayatını kaybetmişti". Bu başarı, genellikle yaralara gösterdiği özenle ilişkilendirilmektedir. Derin yaralarla karşı karşıya kalan Galen, seleflerinin yaptığı gibi yaraları sıcak suyla yıkamaktan vazgeçer ve bunun yerine yaraları yağ ile nemlendirir. Daha sonra, yaraya keskin ve koyu kırmızı şarapla ıslatılmış bezler koyar. Bazı durumlarda, cerrahi müdahaleye başvurmaktan çekinmez ve bu süreçte anatomi bilgilerini derinleştirir. Sonraki yıllarda, hekimlerin maymunlar üzerinde diseksiyon pratiği yapmasının gerekliliğini sürekli vurgular. Aynı zamanda teorik tıp ve felsefe çalışmalarını da sürdürmüştür.
MS 161 yılında Roma'ya giden Galen, 166-169 arasındaki üç yıllık dönemde Pergamon'a dönmüş, bu dönem dışında yaşamının tamamını Roma'da geçirmiştir.
Roma'daki ilk dönemi (MS 162-166)
Galen'in Roma'ya, İmparatorluğun merkezine neden gittiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, o dönemde hekimlerin kendi şehirlerini terk edip bilimsel amaçlarla seyahat etmeleri yaygın bir uygulamaydı. Galen de zengin bir farmakopesi oluşturmak amacıyla çeşitli yerleri ziyaret etti; bu kapsamda bitkisel, hayvansal ve minerallerden oluşan ilaç hammaddeleri (simples) toplamak için Kıbrıs, Filistin, Likya ve Limni gibi bölgeleri gezdi. Bunun yanı sıra, büyük olasılıkla tıbbi uygulamalar yapmak için Roma'ya gitmişti.
O dönemde tıp dünyası büyük bir rekabet içerisindeydi. Tıbbi eğitim kurumsallaşmış değildi; diploma ile taçlandırılan bir eğitim süreci yoktu. Her hekim, kendi reklamını yapmak zorundaydı. Zengin hastalar, birden fazla hekimi çağırır ve her biri diğerlerinin huzurunda teşhis yapmak zorunda kalırdı. Hastaların güvenini kazanmak için kıyasıya bir rekabet yaşanırdı; etkileyici konuşmalar, rakipleri kötülemek ve hatta meslektaşlar arasında entrikalar yaygındı. Galen, kendisine olan yüksek özgüveni ve açık sözlülüğü nedeniyle sık sık düşmanlıklarla karşılaşırdı. Hipokrat'in Pronostic adlı eserinde, değerli bir hekimin iki seçeneği olduğunu belirtir: ya sürgüne gitmek ya da sürekli misilleme korkusuyla yaşamaya mahkûm olmak.
Galen, MS 162 yılında Roma'ya giderek, burada bir hekim olarak önemli bir yer edindi. Kamuya açık tıbbi gösterileri ve tıp alanındaki alternatif görüşlere karşı sabırsızlığı, şehirdeki diğer doktorlarla arasında çatışmalara neden oldu. Roma'ya ulaştığında Galen, hemşehrisi peripatetik filozof Eudemos'un yanına yakın bir ev kiraladı. Eudemos, Galen'i Roma'nın en üst düzey çevreleriyle tanıştırmasında önemli bir rol oynadı. Galen, Roma yaşam tarzına kolaylıkla uyum sağlar; arkadaşlarıyla düzenli olarak hamamlara gitti. Ancak aynı zamanda, tipik bir Yunan alışkanlığı olarak palestra adı verilen spor alanlarını ziyaret edip jimnastik yapmayı sürdürdü. Yazılarında hiçbir zaman bir kadın ya da çocuklardan bahsetmez. Ahlaki yozlaşmaya ve eşcinselliğe duyduğu tiksintiyi açıkça dile getirdi. Cinsel ilişkilerin büyük zevkler sağlayabileceğini kabul etmekle birlikte, bu ilişkilerin insanları daha yüce hedeflerinden uzaklaştırabileceğini düşünüyordu.
Galen'in Roma'daki gösterileri
Galen, Roma'daki ilk döneminde halka açık veya özel diseksiyon ve viviseksiyon oturumları düzenledi. Bu oturumlarda, kendi teorilerini sergiledi ve dinleyicileri deneyimlerden çıkarım yapmaya davet etti. Örneğin, senatör Titus Flavius Boethus, Galen'i ses ve solunum üzerine bir gösteri yapmaya davet etti ve bu süreçte kullanılacak birçok domuz ve oğlak temin etti. İlk oturum, 163 yılında gerçekleştirilir ve birçok tanınmış kişi bu gösteriye katılır. Galen, dinleyicilerin çoğunun retorikçiler ve filozoflar olduğunun farkındadır, bu nedenle öncelikle duyuların tanıklığını kabul etmeye hazır olup olmadıklarını teyit etti. Bu tür bir giriş, stoacı ve peripatetik doktrinlerin şüphecilikle dolu olduğu bir dönemde gereklidir. Daha önceki felsefi eğitiminde Pyrrhoncu şüpheciliğe teslim olmayı reddeden Galen, birkaç siniri keserek bir hayvanın sesini nasıl kaybettiğini ancak hayatta kaldığını gösterdi. İkinci oturumda, tıbbi ve felsefi çevrelerden önemli şahsiyetler huzurunda, göğüs kafesinin genişlemesiyle nefes almanın ve daralmasıyla nefes vermenin nasıl gerçekleştiğini; bu süreci kontrol eden kas hareketlerinden sorumlu sinirleri; ve nefes verilen havanın, gırtlak kıkırdaklarına çarparak nasıl ses çıkardığını sergiledi.
Galen, beyin, omurilik, sinirler, dil, gırtlak ve daha birçok konuda çok sayıda anatomik gösteri yaptı. Bazı gösteriler yalnızca yakın çevresi ve öğrencileri için özel olarak gerçekleştirdi, diğerleri ise halka açıktı. Bu açık gösteriler, ona büyük övgüler kazandırırken aynı zamanda rakiplerinden yoğun bir kıskançlık ve düşmanlık çekti. Galen, Roma'daki ilk döneminden sonra halka açık gösteriler yapmaktan vazgeçtiğini belirtirdi.
Bu anatomik gösteriler, Galen için bilgilerini halka açık bir şekilde kanıtlamak ve en üst düzey otoriteler tarafından değerinin tanınmasını sağlamak için bir araçtı. Aynı zamanda, bilimde gerçeği tespit etme konusunda gözlem ve akıl yürütme arasındaki denge üzerine felsefi tartışmalara da zemin hazırladı. Tıp okulları arasında bilgi edinme yöntemleri konusunda canlı tartışmalar yaşanırdı. Bilgi edinmede akıl mı yoksa deneyim mi esas alınmalıydı? Güvenilir bir yöntem var mıydı? Galen, kendisini hiçbir okulun takipçisi olarak görmediğini belirtirdi. Felsefi eğitimi, bağımsız bir düşünce yapısına sahip olmasını sağlar ve dogmatik, empirizm ve metodik okulları eleştirme konusunda ona cesaret verdi.
Eudemus’un hastalığı
Galen'in komşusu filozof Eudemus'un ateşli bir hastalık geçirdiği bir dönemde, Galen onunla ilgilenmek zorunda hissetti. Nabzını ölçerek nükseden ateşinin dördüncü gününde sıtmayı teşhis etti. Galen, bu durumla ilgili olarak şöyle yazmıştır: “Eudemus’un durumuna geri dönüyorum. Üç kez şiddetli sıtma nöbeti geçirdi ve doktorlar artık onu tedavi etmeyi bırakmıştı, çünkü kışın tam ortasındaydık”. Eudemos, Galen'in teşhisinin doğruluğunu kabul etti ve etkili kişilerin huzurunda onu övdü. Galen'in adı, kısa sürede iki imparator Lucius Verus ve Marcus Aurelius’un kulağına kadar ulaştı.
Bazı Romalı hekimler, Galen’in Eudemus’a yaptığı tedavide prognoz (hastalık seyri tahmini) kullanmasını eleştirdiler. Bu uygulama, o dönemdeki bakım standartlarıyla çelişiyordu; çünkü dönemin tıbbi uygulamalarda kehanet ve mistisizme dayalı yöntemler daha yaygındı. Ancak Galen, eleştirmenlerine karşı kendi yöntemlerini savundu. Garcia-Ballester, Galen’in şu sözlerini aktarır: “Bir tanı koyabilmek için gözlem yapılmalı ve mantık yürütülmelidir.” Galen, yöntemlerini eleştiren diğer doktorların mantıksız (alogos) ve dikkatsiz (askeptos) olduğunu söyleyerek bu kişilere eleştirilerini yöneltti.
Bununla birlikte, Eudemus Galen'i bu doktorlarla çatışmanın hayatını tehlikeye atabileceği konusunda uyardı. Galen, Eudemus'un uyarılarını şu şekilde aktarmıştır: “Eudemus bunu söyledi ve benzer başka şeyler ekledi; eğer bana zarar vermek için ahlaksız bir yöntem kullanamazlarsa, beni zehirlemeye teşebbüs edecekler. Bana, on yıl kadar önce bir genç adamın kente geldiğini ve benim gibi tıbbi sanatımızın kaynaklarını gösteren pratik gösteriler sunduğunu; ancak bu genç adamın, beraberindeki iki hizmetçisiyle birlikte zehirlenerek öldürüldüğünü anlattı”.
Roma'da yazdığı eserler
Galen, anatomik ve fizyolojik keşifleri üzerine birçok yazı bırakmıştır. Yunan stenografi tekniğinde eğitim almış takygraf adlı katiplere, arkadaşları ve öğrencileri için birçok küçük risale dikte etmiştir; ancak bu risalelerin kopyalarını saklamamıştır. Roma'daki bu ilk döneminde, çoğu kaybolmuş olan temel araştırma içerikli anatomik eserler de kaleme almıştır.
Roma'dan ilk çıkışı
MS 166 yılında Galen, Romalı tıp uygulayıcılarıyla arasındaki düşmanlık ciddi bir hale gelince, sürgün edilmekten veya zehirlenmekten korkarak Roma'dan aceleyle ayrıldı. Açıkçası, bu ani ayrılışın nedenleri tam olarak net değildir; çünkü çeşitli eserlerinde Galen kendisi farklı açıklamalar yapmıştır.
Asya'ya geri döndükten sonra, Galen, gençlik dönemine ait yazılarını gözden geçirmeye bir kısmını ayırdı. Bu süreçte, 149-151 yılları arasında yazdığı Akciğer ve Göğüs Hareketi Üzerine adlı eserinin yeni bir versiyonunu hazırladı. Bu eser, daha önce vicdansız bir kişi tarafından bir önsöz eklenerek kendi ismiyle yayımlanmıştır.
Roma'ya geri dönüşü (MS 166-169)
MS 161 yılında Roma, kuzeyde Marcomanni kabilelerine karşı Markus Aurelius ve üvey kardeşi Lucius Verus’un liderlik ettiği savaşlarla meşguldü. MS 169 sonbaharında Roma birlikleri Aquileia’ya dönerken, Akdeniz dünyasında Antoninus Vebası (muhtemelen çiçek hastalığının ilk ortaya çıkışı) olarak bilinen büyük bir veba patlak verdi. Germenlere karşı Trieste’nin kuzeyinde topladıkları ordu, veba tarafından harap olmuştur. Yüzlerce asker hayatını kaybettiler. İlginç bir şekilde ise, Lucius Verus MS 169 yılında ve Marcus Aurelius ise MS 180 yılında aynı vebanın kurbanı olarak öldüler.
Bu salgın sırasında Pergamon arazileride “günlük işlerine devam ederken” Galen, Marcus Aurelius ve Lucius Verus'tan bir mektup aldı. Bu mektupta, Galen'i Roma'ya geri çağırdılar ve onun mahkeme doktoru olarak Almanya’ya gitmesini emretti. İki imparator, onu Aquileia’ya gelmeye davet ettiler. Lucius Verus, Roma’ya dönme kararı aldıktan kısa bir süre sonra ani bir şekilde hayatını kaybetti. Marcus Aurelius ise Galen’in Cermenlere karşı düzenlediği seferde kendisine eşlik etmesini emretti. Ancak Galen, bu görevden kaçınmak için elinden geleni yaptı.