II. Mehmed
7. Osmanlı padişahı (h. 1444–1446, 1451–1481) ve İstanbul'un Fatihi
II. Mehmed, 30 Mart 1432 tarihinde Edirne'de doğdu. Babası altıncı Osmanlı padişahı II. Murad, annesi ise Hüma Hatun'dur. Küçük yaşta tahsiline ve yetişmesine çok önem verilen Şehzade Mehmed, devrin en üstün âlimlerinden eğitim gördü. 11 yaşına geldiğinde idari yönden tecrübe kazanması için Manisa sancakbeyliğine tayin edildi. Felsefe, hadis, tefsir, fıkıh, kelâm, tarih, geometri ve matematik alanlarında fevkalâde yetişti. 1444 yılında II. Murad, tahtı 12 yaşındaki oğlu Mehmed'e devrederek Manisa'ya çekildi. Ancak Osmanlı tahtına küçük yaşta birisinin geçtiğini duyan Avrupa ülkeleri, bir kez daha Osmanlı topraklarına yöneldi. Bunun üzerine II. Murad, 1446 senesinde tekrar tahta geçti.
II. Mehmed, 1451 yılında babasının ölmesi üzerine 19 yaşında tekrar Osmanlı tahtına oturdu. Osmanlı donanmasını güçlendirip Konstantinopolis'e saldırmak için hazırlıklara başladı ve şehri 1453'te 21 yaşındayken fethedip Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'na son verdi. Ardından 1460'ta Mora Despotluğu'nu, 1461'de ise Trabzon İmparatorluğu'nu ele geçirip Bizans'ın son iki kalıntısını da egemenliği altına aldı. 1473'te, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ı Otlukbeli Muharebesi ile mağlup etti. Bunların yanı sıra, Anadolu'da ve Güneydoğu Avrupa'da fetihlerini sürdürüp Karaman ve çevresi, Sırbistan, Eflak, Bosna, Arnavutluk, Kırım gibi önemli bölgeleri Osmanlı İmparatorluğu'na kazandırdı. 1481 yılında Anadolu'ya doğru yeni bir sefere çıkan Sultan Mehmed, yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481 tarihinde, Gebze yakınlarında yer alan Hünkârçayırı'ndaki ordugâhında 49 yaşındayken öldü. Mezarı İstanbul'un Fatih ilçesindeki Fatih Camii'nde yer almaktadır.
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u fethettikten sonra kendini "Roma hükümdarı" (Kayser-i Rûm) ilan etti ve hayatının geri kalanında Osmanlı Devleti'ni Roma İmparatorluğu'nun devamı olarak, kendini de imparatorluğun "yerine geçen" değil onu "devam ettiren" kişi olarak gördü. Saltanatı süresince birçok siyasi ve sosyal reform yapan II. Mehmed, döneminde çıkardığı kanunları ''Fâtih Kanunnâmesi'' adıyla kitaplaştırıp yürürlüğe koydu. Sanatı ve bilimi teşvik etti ve saltanatının sonlarına gelindiğinde, "yeniden inşa" programı sayesinde Konstantinopolis'i gelişen bir imparatorluk başkentine dönüştürdü.
İsimleri ve ünvanları
Fâtih Sultan Mehmed'in doğum adı olan Mehmed, İslam peygamberi Muhammed'in adından türemiş Arapça kökenli bir sözcüktür ve "övülen, methedilen, her türlü övgüye layık olan" anlamlarına gelmektedir. Türkler Muhammed ismini "Mehemmed" diye telaffuz ettikleri için kaynakların bazılarında Mehemmed şeklinde geçmiş; sonra bu isim Mehmed, ondan sonra ise Mehmet olarak okunmaya başlanmıştır. Mehmed ismi ayrıca, Muhammed isminin kısaltılmış ve Türkçeleştirilmiş hâlidir.
II. Mehmed 1453 yılında, 21 yaşındayken İstanbul'u fethederek Roma İmparatorluğu'nun varisi olan 10 asırlık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay bazı tarihçiler tarafından Orta Çağ'ın sonu ve Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Bu fetihten sonra; "Zafer Kazanan, Fetheden" anlamlarına gelen Fâtih, ''Fethin Babası'' anlamına gelen Ebû'l-Feth (ابو الفتح), "Roma İmparatoru" anlamına gelen Kayser-i Rûm (قیصر روم) ve daha sonraki dönemlerde "Çağ Açan Hükümdar" ünvanları ile anıldı. Kayser-i Rûm ünvanı II. Mehmed'in Rum olduğunu göstermez, bu ünvan siyasi emeller için kullanılmıştır. Zira II. Mehmed, İstanbul'un Fethi'nden sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun bütün eski topraklarının yasal hükümdarı olduğunu ileri sürüyordu.
Batı'da Grand Turco ("Büyük Türk") takma adıyla bilinen II. Mehmed'in adı, birçok tarihî kaynakta, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi Muhammed şeklinde veya divan edebiyatındaki mahlasıyla Avni şeklinde de geçmiştir. Kıvâmî'nin Fetih-nâme'si gibi kendi yaşadığı devrin harekeli metinlerinde isminin açıkça Muhammed okunacak şekilde (مُحَمّدْ) yazılmış olması isminin aslında Muhammed olduğunu göstermektedir. Ayrıca Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn ("İki Karanın Sultanı ve İki Denizin Hakanı") ünvanını da kullanmıştır. Burada "iki kara" ile kastedilen Anadolu ve Rumeli iken, "iki deniz" ile kastedilen de Akdeniz ve Karadeniz'dir.
Doğumu ve şehzadeliği
II. Mehmed, hicrî takvime göre 27 Receb 835 (30 Mart 1432) Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun; tarihçi Franz Babinger ve yazar Lord Kinross başta olmak üzere birçok kaynağa göre gayrimüslim bir cariyedir. Türk tarihçi Halil İnalcık da bu görüştedir. Yine Babinger'e göre annesi, ölümünden sonra Türk-Fars efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek "Hüma Hatun" olarak adlandırılmıştır.
Bir anlatıya göre Mehmed iki yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra, 1434 yılında sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte, on dört yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed'in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Şehzade Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed altı yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. İki yıl sonra, babaları II. Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdi ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Halil İnalcık; Mehmed'in altı yaşında Amasya'ya Rum sancakbeyi olarak tayin edilmesinin şüpheli olduğunu, 1443 baharında 12 yaşındayken, eski Türk devlet geleneğine göre idare ve hükûmet işlerine alışması için, iki lalası ile birlikte Edirne'den Manisa'ya vali gönderildiğinin bilindiğini belirtmiştir.
Mehmed'in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi. Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk da olan Mehmed'in eğitilmesi kolay olmadı. Bu nedenle babası, heybetli ve otoriter bir din âlimi olan Molla Gürânî'yi görevlendirdi. Gürânî, muhtemelen II. Mehmed'in ilk saltanatı (1444-1446) ve daha sonra tekrar Manisa'ya yollanması sırasında onun yanında bulundu. Rivayete göre Sultan Murad, Gürânî'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemiştir. Molla Gürânî, Şehzade Mehmed'e dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili olan edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed de durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır.
Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra, bilgi edindiği bazı Batılı şahsiyetler de vardı. Saruhan (Manisa) sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan, II. Mehmed'in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Fâtih Sultan Mehmed'in Arapça ve Farsçanın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyancayı çok iyi bilmesi, bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır. Öte yandan, Mehmed'in çeşitli İslamî yazıları okumasının bir padişah olarak ihtirasları üzerinde önemli bir tesiri olacaktı. Konstantinopolis'i fethetme arzusu, Kindî ve İbn Haldun gibi Arap düşünürlerin yazılarından ilham aldı ve bir Müslüman ordusunun şehri fethedeceğini bildiren, İslam peygamberi Muhammed'e atfedilen bir söz tarafından daha da gelişti.
Tahta birinci çıkışı
II. Murad, 1442 yazında Karaman beyi İbrahim'i Anadolu'da yenilgiye uğrattıktan sonra Ekim ayında Edirne'ye döndüğünde János Hunyadi, Macar kralı Ladislas ve Sırp despotu Yorgo Brankoviç önderliğindeki bir Hristiyan ordusunun Tuna'nın güneyindeki Osmanlı topraklarını istila etmeye başladığı haberini aldı. Ordu; Tuna'yı hızla geçip ilerlemiş, Niş Muharebesi'ni kazanıp Niş ve Sofya'yı ele geçirmiş ve Balkan geçitlerine dayanmıştı. Aynı dönemde Amasya'dan Şehzade Ali'nin öldüğü haberi geldi. İki ağabeyinin erken yaştaki ölümü sonucu Mehmed tahtın vârisi oldu.
II. Murad, Hristiyan ordusunun İzladi'de durdurulmasının ardından başlayan müzakereler sırasında Mehmed'i Manisa'dan Edirne'ye getirtti. 12 Haziran 1444 tarihinde, Edirne'de Macarlarla antlaşma yaptıktan bir ay sonra oğlu Mehmed'i Edirne'de Sadrazam Çandarlı Halil Paşa denetiminde "kaymakam" olarak bırakarak Hamitoğlu Beyliği topraklarını işgal eden Karamanlıların üzerine yürümek üzere Anadolu'ya geçti ve Karamanoğulları ile Yenişehir'de bir anlaşma yaptı. Yenişehir'den ayrıldıktan sonra Ağustos ayında Mihaliç'te yeniçeri ağası Hızır Ağa ve diğer beylere tahttan oğlundan yana resmen çekildiğini duyurdu ve ordusu Edirne'ye dönerken kendisi Bursa'da kaldı. II. Murad'ın 1444 yazında doğuda ve batıda barışı sağladığını düşünerek tahttan çekilmesi Edirne'de bir otorite boşluğu yaratarak devleti buhrana sürükledi. Dış siyasette ihtiyatlı davranmayı tercih eden Sadrazam Halil Paşa ile Mehmed'in etrafında toplanmış Şahabeddin, Zağanos ve Turahan paşalar arasında rekabet baş gösterdi. Bu rekabet, 1444-1453 arasında Osmanlı Devleti'nde yaşanan başlıca politik gelişmelerin belirleyici etmenlerinden biri olmuştur.
Ağustos başında Macar kralı Ladislas'ın Osmanlılarla yapılan barışı geçersiz sayarak yeni bir Haçlı seferine çıkacağını ilan etmesi başkent Edirne'de paniğe yol açtı ve halk şehri terk etmeye başladı. Konstantiniyye'de Rumların himayesinde olan ve Osmanlı tahtında hak iddia eden Orhan Çelebi, bu sırada Çatalca yakınlarında İnceğiz'e ve Dobruca'ya geçerek bir isyan girişiminde bulundu. Bu girişim, Şahabeddin Paşa tarafından önlendi ve Orhan Çelebi Konstantiniyye'e kaçtı. Aynı dönemde başkentte kendini Hurûfilik taraftarlarının elçisi olarak tanıtan bir İranlı, halktan epey yandaş topladı. Mehmed de İranlının öğretisine ilgi duydu ve koruması altına aldı. Ancak Müftü Fahreddin ve Çandarlı Halil Paşa'nın bu duruma tepki göstermesi üzerine Mehmed çok geçmeden desteğini çekmek zorunda kaldı ve sonunda başkentte bir Hurûfi katliamı yaşandı. Devletin müderrislerinden Fahreddin-i Acemi'nin, "kâfir oldukları" gerekçesiyle Hurûfilerin canlarının alınması gerektiği yolunda bir fetva çıkartması üzerine, Hurûfiler diri diri yakılarak öldürüldü. Bu sırada şehirde çıkan bir yangında bedesten ile birlikte binlerce ev kül oldu.
Eylül ayı sonlarında Kral Ladislas önderliğindeki Hristiyan ordusu Tuna'yı aşarak Edirne'ye doğru yürürken, bir Venedik filosu da Çanakkale Boğazı'nı kapattı. II. Murad, Sadrazam Halil Paşa'nın çağrısıyla Anadolu Hisarı'nın bulunduğu noktadan Rumeli'ye geçerek Edirne'ye geldi ve 10 Kasım 1444'te Hristiyan ordusunu Varna'da yenilgiye uğrattı. Varna Muharebesi sırasında ve sonrasında Mehmed tahttan çekilmemişse de, padişah fiilen II. Murad'dı. Zağanos ve Şahabeddin paşalar, genç yaştaki padişahın otoritesini güçlendirmek için Mehmed'i Varna Muharebesi'ne götürmek istemişler; ama Sadrazam Halil Paşa buna mani olmuş ve onlara karşı II. Murad'a gerçek padişah muamelesi yapmıştı. Ancak II. Murad savaştan sonra oğlunun konumunu Konstantiniyye'deki Orhan Çelebi'ye karşı zayıflatmamak için fiilî durumu hakiki bir cülûs hâline getirmeden Manisa'ya çekildi.
II. Murad, 1446'nın Mayıs ayında Sadrazam Halil Paşa'nın çağrısıyla bir kere daha Edirne'ye tahtına döndü. Bunun sebebi, Mehmed'in Konstantiniyye'ye saldırma planları yapıyor olmasıydı. Çandarlı Halil, kendi gücünü zayıflatacağı düşüncesiyle bu saldırıya karşı gelirken, Mehmed'in yandaşları olan Zağanos ve Şahabeddin bu planı destekliyordu. Sonunda Halil Paşa bir yeniçeri isyanı düzenleyerek Mehmed ve yandaşlarını iktidardan uzaklaştırdı. Murad'ın yeniden tahta geçmesi üzerine Mehmed Manisa'ya çekildi, Zağanos da Balıkesir'e sürgüne gönderildi.
Manisa dönemi
Mehmed'in Manisa'daki ilk yıllarında neler yaptığına dair çok fazla bilgi yoktur. Muhtemelen, tahtı tekrar babası Murad'a bırakmasının hemen sonrasında; Arnavut, Sırp veya Fransız kökenli bir Hristiyan köle olan Gülbahar Hatun ile ilk evliliğini yaptı. Babasının 1446'da Mora'ya düzenlediği sefere katılmadı. 1447 sonlarında ya da 1448 başlarında Gülbahar Hatun'dan, ileride padişah olacak Bayezid adında bir oğlu oldu. 1448'de Macarlar ile yapılan II. Kosova Muharebesi'nde babasına Anadolu birliklerinin önderliğinde eşlik ederek ilk defa bir savaşta yer aldı.
Mehmed, Manisa'da bulunduğu sıralarda oldukça başına buyruk bir biçimde hareket etti. Resmî olarak "Mehmed Çelebi Sultan" ünvanıyla anılan Mehmed'in o zamanki durumu, daha önce padişah olduğundan dolayı bir şehzadeninkinden farklıydı. Onun rızasıyla Türk korsanları Ege'deki Venediklilere saldırdılar. Hicrî takvimle 852 (1448/1449) yılında Selçuk'ta kendi adına paralar bastırdı. Şehzadelik dönemine ait defterinde kendi çizdiği tuğrası da bulunmaktadır. Osmanlılarda bir şehzade kendi adına para bastırıp tuğra çektirdiği takdirde normalde idam cezasına çarptırılsa da, II. Murad Mehmed'e müdahale etmemiştir. Bunun sebebi de büyük ihtimalle, Mehmed'in o sıralar II. Murad'ın tek oğlu olmasıdır.
1449'un Ağustos veya Eylül ayında annesi Hüma Hatun öldü. 1450 yılında babasının İskender Bey üzerine yaptığı Arnavutluk seferine ve başarısızlıkla sonuçlanan Akçahisar Kuşatması'na katıldı. Akçahisar'daki başarısızlığın ardından aynı yıl, Gülbahar Hatun ile olan birlikteliğini tasvip etmeyen babası tarafından Dulkadiroğulları Hanedanı'ndan Süleyman Bey'in kızı Sitti Mükrîme Hatun ile Edirne'de ikinci kez evlendirildi.
Tahta ikinci çıkışı
II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Sadrazam Halil Paşa'nın özel ulak ile Manisa'ya gönderdiği mektupla aldı. Anlatılana göre, "Beni seven ardımdan gelsin!" diyerek atına atlayıp kuzeye doğru yola çıktı. Mehmed, 18 Şubat 1451 (Hicrî: 8 Muharrem 855) tarihinde Edirne'de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa'yı sadrazamlık makamında tutarken, İshak Paşa'yı da Anadolu beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının Candaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Ahmed'i boğdurttu. Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya girmiş oldu. Ahmed'in cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.
Artık "sultan" olan Mehmed, her ne kadar Çandarlı Halil Paşa'yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar, kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. II. Mehmed'in amacı, Tuna'nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını alarak büyük dedesi Yıldırım Bayezid'in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine, bunu yapmak için önce Konstantiniyye'yi alması gerektiğini düşünüyordu. Öte yandan gerek batıda gerekse de Doğu Roma kesiminde yeni padişah, genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı. Bu görüş, Sultan Mehmed'in 1451'de Venedikliler, Cenevizler, Macarlar ve Sırplar ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed bununla da kalmayıp Doğu Roma'ya babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Konstantinopolis'te Doğu Roma himayesinde olan Orhan Çelebi için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.
Mehmed'in yetersiz bir hükümdar olduğunu düşünen yalnızca Hristiyanlar değildi. Tahta geçmesinin ardından Karamanoğulları, yerel beylikleri yeniden diriltmek üzere ayaklandılar ve Seydişehir ile Akşehir'i ele geçirdiler. Bunun üzerine Mehmed, 1451 yazında Anadolu'ya geçti ve kısa sürede bu isyanı bastırdı. Bu sırada Mehmed'in Anadolu'da bulunmasını fırsat bilen Bizans imparatoru XI. Konstantinos, ulakları vasıtasıyla Şehzade Orhan'ın ödeneğinin yapılmadığını bildirip ödeneğin ikiye katlanmaması hâlinde Orhan'ın Osmanlı tahtında hak iddia etmesine izin vereceği tehdidinde bulundu. Mehmed ise sorunu çözeceğini söyleyerek elçileri gönderdi, ancak Edirne'ye döndükten sonra Orhan için ayrılmış gelirlere el koydu ve Konstantiniyye kuşatması hazırlıklarının başlamasını emretti.
İstanbul'un Fethi
II. Mehmed, İstanbul'u kuşatma hazırlıklarına 1451 yılının sonlarında başladı. İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasında büyük dedesi Bayezid'in yaptırmış olduğu Anadolu Hisarı'nın karşısına o dönemde Boğazkesen adı verilen Rumeli Hisarı'nın inşa emrini verdi. İmparator Konstantin, Mehmed'e hisarın yapımı için kendisinden izin alması gerektiğini bildirmek için elçiler gönderdi ancak Mehmed elçileri kabul etmedi. İmparator en son 1452 yılı Haziran ayında barış görüşmeleri için bir kere daha elçilerini gönderdi ancak Mehmed elçileri yine reddetti. Bunun anlamı savaştı.
Hisar 1452'nin Ağustos ayında tamamlandı. Böylece boğazın kontrolü Osmanlıların eline geçmiş oldu. Boğazdan geçecek gemiler bundan böyle geçiş parası ödemek zorundaydı. Aksi takdirde gemiler top atışıyla batırılacaktı. 1452'nin sonlarında, ödeme yapmayı reddeden bir Venedik gemisi batırıldı ve kaptanı ile tayfası tutuklandı. Söz konusu toplar, Erdelli Urban adında bir top dökümcüsü tarafından yapılmıştı. Sultan Mehmed kendisinden Konstantiniyye'nin surlarını yıkabilecek güçte bir top yapıp yapamayacağını sormuş, Urban da "Ne Konstantinopolis, ne de Babil'in surlarının karşı koyabileceği bir top yapabileceğini" söylemişti.
Öte yandan bu gelişmeler karşısında İmparator Konstantin, Papa ve İtalyan şehirlerinden umutsuzca yardım talebinde bulundu ama bunlar sonuçsuz kaldı. Yalnızca Cenova, 1452'nin Kasım ayında yardım göndermeye karar verdi ve Giovanni Giustiniani adında bir komutan öncülüğünde 700 kadar asker taşıyan Ceneviz kadırgaları 26 Ocak 1453'te Konstantiniyye'ye vardı. Konstantin, Giovanni Giustiniani'yi kara kuvvetlerinin başkumandanı yaptı. Konstantinopolis'teki asker sayısı 8 bin civarındaydı, limanda ise 26 savaş gemisi bulunuyordu. Daha evvel 700 İtalyanı taşıyan 7 Girit ve Venedik gemisi Şubat ayında şehirden kaçmıştı. Düzenli Osmanlı ordusundaki asker sayısı ise en az 50 bindi. Ayrıca Mehmed, yalnızca karadan kuşatmanın yeterli olmayacağını düşünerek bir donanma da hazırlatmıştı. Bu donanma bahar aylarında boğazın Marmara girişine vardı.