📖 Kimdir O Osmanlı İmparatorluğu
Osmanlı İmparatorluğu
KİMDİR?

Osmanlı İmparatorluğu

çok uluslu monarşi (1299–1922)

Osmanlı İmparatorluğu ya da Türk İmparatorluğu, 1299 yılında Oğuzlardan Osman Gazi'nin kurduğu Osmanlı Hanedanı'nın hükümdarlığında Orta Çağ'dan Yakın Çağ'a kadar varlığını sürdürmüş çok uluslu bir monarşidir. Osmanlı İmparatorluğu gücünün doruğunda olduğu 16 ve 17. yüzyıllarda Avrupa, Asya ve Afrika'nın bazı bölgelerine yayıldı ve Balkanlar, Orta Doğu, Kuzey Afrika'nın bir bölümü ve Doğu Avrupa'nın küçük bir bölümünü egemenliği altında tuttu. Bu yüzyıllarda ülkenin sınırları batıda Cebelitarık Boğazı, doğuda Hazar Denizi ile Basra Körfezi'ne; kuzeyde Avusturya, Macaristan ve Ukrayna'nın bir bölümüne ve güneyde ise Sudan, Eritre, Somali ve Yemen'e kadar uzanmaktaydı.
Osmanlı İmparatorluğu ya da Türk İmparatorluğu, 1299 yılında Oğuzlardan Osman Gazi'nin kurduğu Osmanlı Hanedanı'nın hükümdarlığında Orta Çağ'dan Yakın Çağ'a kadar varlığını sürdürmüş çok uluslu bir monarşidir. Osmanlı İmparatorluğu gücünün doruğunda olduğu 16 ve 17. yüzyıllarda Avrupa, Asya ve Afrika'nın bazı bölgelerine yayıldı ve Balkanlar, Orta Doğu, Kuzey Afrika'nın bir bölümü ve Doğu Avrupa'nın küçük bir bölümünü egemenliği altında tuttu. Bu yüzyıllarda ülkenin sınırları batıda Cebelitarık Boğazı, doğuda Hazar Denizi ile Basra Körfezi'ne; kuzeyde Avusturya, Macaristan ve Ukrayna'nın bir bölümüne ve güneyde ise Sudan, Eritre, Somali ve Yemen'e kadar uzanmaktaydı.

Osmanlı Devleti, bugünkü Türkiye'nin Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde bir beylik olarak kuruldu. Bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması, yaygın kabule göre 1299 yılında oldu. 1453 yılında II. Mehmed Konstantinopolis'i fethedip Bizans İmparatorluğu'na son vererek "Roma İmparatoru" (Kayser-i Rûm) unvanını üstlendi. 1517 yılında I. Selim, Büyük Mısır Seferi sırasında Ridâniye Muharebesi'nde Memlûk Devleti'ni yıkıp "İslam Halifesi" unvanını üstlendi ve hanedanın mevcut unvanlarına bir yenisini daha ekledi. 16. yüzyılda I. Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde Osmanlı İmparatorluğu küresel güç hâline geldi. 1526 yılında Mohaç Meydan Muharebesi’nde Macar Krallığı ordusunun kesin yenilgiye uğratılması ve Budin'in 1541'de doğrudan Osmanlı hâkimiyetine alınmasıyla birlikte Orta Avrupa'da Osmanlı egemenliği pekişmiştir. 1533 İstanbul Antlaşması ile Orta Avrupa'daki diplomatik hiyerarşide elde edilen üstün konum tanınmıştır. 17. yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya ve Lehistan başta olmak üzere Avrupa güçleriyle süregelen savaşlar yürütmüş ancak II. Viyana Kuşatması’nın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından askerî denge Osmanlı aleyhine değişmeye başlamıştır. İmparatorluk, 1699 yılında Karlofça Antlaşması sonrası gerileme dönemine girmiştir ve toprak kayıplarının sonucunda sınırları sürekli daralmıştır.

Modern akademik konsensüs, Osmanlı İmparatorluğu'nun 18. yüzyıl sonlarına kadar gücünü koruduğunu kabul etse de bu dönemden itibaren yaşanan askerî yenilgiler ve Balkanlar'daki milliyetçilik akımları toprak kayıplarına yol açmıştır. Bu gerileme sürecinde Balkanlar, Kafkasya ve Kırım'da yaşayan Türk ve Müslüman nüfusa yönelik, sonraları Türk Kırımı olarak anılan etnik temizlik hareketleri yaşanmıştır. 19. yüzyılda Tanzimat reformlarıyla merkezîleşen devlet yapısı, 1876'da meşrutiyetin ilanıyla sarsıntılı bir anayasal sürece girmiş, II. Abdülhamid döneminin ardından 1908'de Jön Türkler tarafından meşrutiyet yeniden ilan edilmiştir. Balkan Savaşları'nın yol açtığı ağır yenilgilerin ardından İttihat ve Terakki Fırkası da giderek daha radikal ve milliyetçi bir çizgiye yönelmiştir. İmparatorluk, I. Dünya Savaşı'na İttifak Devletleri safında katılmıştır. Savaş sırasındaki iç ve dış sorunlarla mücadele eden Osmanlı İmparatorluğu, yenilginin ardından İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiş ve paylaşılmıştır. Akabinde yaşanan Türk Kurtuluş Savaşı'ndan Türkiye'de cumhuriyetin ilanına giden süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatı kaldırmış ve imparatorluğa son vermiştir.

İsim

Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu olan Osman Gazi zamanında Anadolu'da yer alan tüm beyliklerde iktidarın babadan oğula geçtiği ataerkil bir yönetim biçimi hâkimdi. Bu tip yönetim anlayışını benimseyen beylikler de ülke ve halk tabakasını hanedanın kurucusunun mirası şeklinde kabul görmekte ve beylikler, hanedanın kurucusunun adını almaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu da hanedanın kurucusu olan Osman'ın adını aldı ve Osmanlı Devleti şeklinde anıldı. Osman'ın adı, Arapça عثمان (Othman) kelimesinin Türkçe formudur.

Devlet, Osmanlı Türkçesinde "imparatorluk", günümüz Türkçesinde "yüce devlet" anlamına gelen Devlet-i Aliyye (Osmanlıcaدولت عليه) ve devleti yöneten hanedanı belirtmek için "Osmanlı Hanedanı" anlamına gelen Hanedan-ı Âl-i Osman isimlerini kullandı. Tanzimat Fermanı ilanının sonrasında ise adın sonuna eklenen Osmānīye (Osmanlıcaعثمانیه) kelimesiyle beraber "Yüce Osmanlı Devleti" anlamına gelen Devlet-i Alīyye-i ʿOsmānīye (Osmanlıcaدولت عليه عثمانیه) olarak isimlendirildi. Bu isimlendirme, 19. yüzyılın Türkçe belgelerinde de geçmektedir. Cumhuriyet sonrasında kullanılan Türkçede ise Osmanlı İmparatorluğu ya da Osmanlı Devleti isimleri de kullanıldı.

19. yüzyıldan önceki İngilizce kaynaklarda Turkey, Turkish Empire ve Ottoman Turkey şeklindeki kullanımlara da rastlanır. Uluslararası antlaşmalarda devlet hem Osmanlı hem de Türkiye ismini resmî olarak kullanmaktaydı. Tuncer Baykara İmparatorluğun modernleşme ve Batı ile daha sıkı ilişkilere sahip olma sürecine girdiği 19. yüzyıldan itibaren elitler arasında devletin isminin sorun oluşturmaya başladığını belirtir. Fransa'ya eğitim almak için giden Şinasi bu kişilerden ilkidir. Şinasi, Mustafa Reşid Paşa'ya yazdığı bir şiirinde bu durumu Rûma bir Avrupalı büt vereli revnak ü şan, Reşk-i iklim-i frenk olmadadır Türkistan diyerek dile getirir. Tanzimat elitleri arasında Türklük düşüncesi önem kazandıkça bu durum devletin başına da sirayet eder. Sultan Abdülmecid 1856 Paris Anlaşması'nda ülkenin adını Türkistan olarak belirtir, aynı uygulamayı II. Abdülhamid 1879 Berlin Anlaşmasında devam ettirir. V. Mehmed'e kadar devam eden bu uygulama zamanla yerini Türkiye ismine bırakmaya başlar. 1918 Mondros ve 1920 Sevr antlaşmalarında artık Türkiye adı geçmeye başlar.

Batı Avrupa'da ise, Osmanlı İmparatorluğu (İngilizceOttoman Empire) ve Türkiye (İngilizceTurkey) olmak üzere iki isim birbirinin yerine resmî olarak kullanıldı. "Türkiye" adı, hem resmî hem de resmî olmayan ortamlarda gitgide daha çok yaygınlaştı. Bu ikilem, Ankara merkezli yeni kurulan Türk hükûmetinin Türkiye'yi ülkenin resmî adı olarak seçtiği 1920-1923 yıllarında sona erdi. Günümüzde bazı tarihçiler, imparatorluğun çok uluslu karakterinden dolayı, Osmanlı İmparatorluğu'ndan bahsederken Türkiye, Türkler ve Türk terimlerini kullanmazlar. Ancak imparatorluk 19. yüzyıldan itibaren yaptığı uluslararası anlaşmalarda Turkey, Turquie ve Türkei isimlerini kullanmakta ve Osmanlı diplomatları bu anlaşmaları imzalamaktaydı.

Günümüzde modern Türkiye için de Turkey kullanımının yaygın olmasının yanı sıra Republic of Turkey kullanımıyla, Osmanlı İmparatorluğu dönemi (Ottoman Turkey) ile Cumhuriyet dönemi birbirinden ayrılmaktadır.

Anadolu'ya Oğuz-Türkmen göçleri ve Anadolu Selçuklu Sultanlığı

Oğuzların ve Türkmenlerin batıya doğru göç hareketleri başlıca iki aşamada gerçekleşti. Birincisi, Türkmenlerin Selçuklu Hanedanı önderliğinde 1020'lerden itibaren Azerbaycan'ı istilâ etmeleri ve Anadolu'ya akınları, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Alp Arslan'ın 1071 yılındaki Malazgirt zaferiyle birlikte Anadolu'yu Türklere açmasıdır. Bu zaferle birlikte Türkmenler, Ege Denizi'ne kadar Anadolu'da birçok yeri istila ettiler. Bu yerlerde yaşayan Rum halk ise kıyılara kaçıyor ya da Türkmenlerle uzlaşarak yaşamak zorunda kalıyordu.

Asıl ikinci büyük göç hareketi ise, 1220'lerden sonra doğuda başlayan büyük Moğol istilası sebebiyle Türkmenlerin Orta Asya'dan ve yoğun olarak yaşadıkları Azerbaycan'dan Anadolu'ya doğru başladı. Moğol istilası sebebiyle Mâverâünnehir, Horasan ve Azerbaycan'dan Anadolu'ya gerçekleşen göçler ile beraber Anadolu'daki Türk nüfusu büyük bir artış gösterdi. 13. yüzyılda Anadolu'da tam anlamıyla bir Türk yurdu görünüşü hâkimdi. İtalyan gezgin Marco Polo, 1279 yılında Doğu Anadolu'dan geçerken, Anadolu'yu Turkmenia ismiyle anmıştır. Türkmenlerin bir kısmı kendilerine uygun buldukları yerlerde köyler kurarak yerleşik düzende yaşamaya başladılar. Türkmenler 1240 yılında Baba İlyas ve Baba İshak önderliğinde Selçuklu idaresine karşı büyük bir ayaklanma gerçekleştirdi. Üç yıl sonra ise Moğol kumandanı Baycu Noyan Anadolu'yu istilâ etti. Bu ayaklanma, Anadolu'nun şekillenmesinde önemli bir yer tuttu. Vefâ'îyye tarikatından Baba İlyas'ın soyundan gelen Âşık Paşa, Muhlis Paşa ve onların halifeleri Babaîler, batı taraftaki sınır bölgelere yerleşerek, Osmanlı'nın toplum ve kültür hayatında önemli bir rol oynadılar. Bunlardan bir tanesi, Osmanlı Hanedanı'nın kuruluşunda önemli rol oynayan ve Osman Gazi'nin hocası ve kayınpederi olan Şeyh Edebali'dir.

Moğol kumandanı Baycu Noyan, 1243 yılında kalabalık ordusuyla Anadolu'yu istila etti. Baycu Noyan komutasındaki Moğol öncü birlikleri, 3 Temmuz 1243 tarihinde Sivas'ın doğusunda yer alan Kösedağ mevkiinde, II. Gıyaseddin Keyhüsrev yönetimindeki Anadolu Selçuklu ordusunu Kösedağ Muharebesi ile bozguna uğrattı. Anadolu Selçuklu Devleti bu savaşın ardından Moğol İlhanlı Devleti'ne bağımlı bir hâle geldi.

13. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde ise Anadolu'daki Moğol baskısı giderek arttı. Bu baskı sonucunda ise Türkmenler Batı Anadolu'da Bizans topraklarını istila etmeye başladılar. Batı tarafında Bizans'a karşı en güçlü beylik Germiyanoğulları Beyliği'ydi. 1260 yılında Malatya'dan Kütahya'ya yerleştiler. Osman'ın babası Ertuğrul Bey'in de aşiretiyle beraber bu tarihlerde Eskişehir-Sakarya bölgesine yerleştiği tahmin edilmektedir.

Türkmenler, Anadolu'da Moğollara karşı direnen en önemli güç konumundaydılar. Moğol istilâlarına karşı koymak amacıyla İslam'ın gaza anlayışını benimseyerek Memlûk Sultanlığı ile iş birliği içerisine girdiler ve Anadolu'daki Moğollara karşı Türk bağımsızlığının kazanılmasında siyasi liderliği ele aldılar. Anadolu Selçuklu'nun sınır bölgeleri Akdeniz, Karadeniz ve Batı ucu olmak üzere üç hudut bölgesi olarak organize edildi. Her bölgeye, Selçuklu sultanının atamış olduğu bir emîr (bey) bulunuyordu. Dağlık bölgelerde ise yarı göçer Türkmenler mevcuttu. Bunlar, merkezî devlet siyasetinin etkisinden uzak bir yaşam sürüyorlardı. Uçlarda dinsel yaşam, dervişler ve Orta Asya Türk gelenekleri (Yesevîye ve Babaîyye) hâkimdi.

Osmanlı Beyliği'nin ortaya çıkışı

İslam devletlerinde, özellikle Anadolu'da gaza ideolojisi ve hareketlerinde artış başlaması ve 1261 yılında Anadolu'daki Moğollara karşı başlayan geniş bir Türkmen hareketi, Osmanlı'nın da aralarında bulunduğu birçok Türkmen beyliğinin kurulmasına sebep oldu. Bu tarihten itibaren Anadolu, İran merkezli İlhanlı Devleti'nin egemenliğini kabul etmiş olan Selçuklu sultanlarının hüküm sürdüğü doğu kısmı ve Türkmenlerin hâkimiyeti altında olan batı kısmı olarak iki siyasi bölgeye ayrılmıştı. Selçuklu'nun batı sınır bölgesinde kurulan Eşrefoğulları Beyliği, Hamitoğulları Beyliği, Sâhib Ataoğulları Beyliği, Germiyanoğulları Beyliği ve Çobanoğulları Beyliği ile Bizans topraklarını fethederek kurulan Batı uç beylikleri (Menteşe Beyliği, Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Karesioğulları ve Osmanoğulları), Türkmen yönetimindeki yarı bağımsız Anadolu'yu temsil ediyorlardı.

Moğol İlhanlı yönetiminin merkezî kontrolüne ve mali sistemine karşı olan yarı göçer Türkmen boyları, Moğollar tarafından gelişigüzel bir şekilde Selçuklu tahtına geçirilen sultanlara karşı çıktılar. 1284 yılında Moğolların II. Gıyaseddin Mesud'u (1284-1296) tahta geçirip onun saltanat rakibini destekleyen Germiyanoğulları'na karşı saldırmaları sonucunda Türkmen boyları hedeflerini Bizans topraklarına yönelttiler. Bunun sonucunda Batı Anadolu, Germiyanoğulları tarafından fethedildi. 1270 ile 1310 yılları arasında bölgede Menteşe, Aydın, Saruhan, Karesi gibi gazi Türkmen beylikleri kuruldu. Bölgede kurulan ilk beylik, 1269 yılında Teke Türkmenleri tarafından desteklenen Menteşeoğulları'dır. Bu beylikler, Osmanlı Beyliği gibi Selçuklu sınırlarının ötesinde Bizans topraklarının fethedilmesiyle ortaya çıkan yeni bir Türkmen beylikleri zincirini meydana getirmekteydi.

Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu'da kurulan bu beylikler arasında en kuvvetli ve en zengini konumuna geldi. Daha sonra, ilki 1345'lerde Karesi Beyliği olmak üzere diğer beylikleri işgal etmeye başladı. Osmanlı Beyliği, Osman Gazi'nin yönetimi altında çevreye düzenlenen akınlarını çoğaltarak devam ettirdi ve iç bölgelerden gelen insanların da beyliğe katılmasıyla, Bizanslıların elinde olan kale ve kasabaları alabilecek kadar güçlendi. Osmanlılar, Karacahisar'ı ele geçirmelerinin ardından ilk defa 1299 yılında Söğüt ile birlikte Yarhisar, Yenişehir ve İnegöl'ü topraklarına kattı. 1299 yılında Karacahisar'ı ele geçiren Osman Gazi, rivayete göre kendi adına hutbe okutarak oraya bir kadı atadı ve kendi töre ile kanununu ilan ederek bağımsızlık iddiasında bulundu. Öz Türk geleneğine göre devletin kuruluşu, her şeyden evvel, egemenliğini Tanrı'dan aldığına inanılan karizmatik bir liderin ortaya çıkışına bağlı olduğu inanışına göre, Osmanlı'nın resmî kuruluşu yaygın olarak 1299 yılı olarak kabul görür.

Kuruluş (1299-1453)

1299 yılına gelindiğinde Anadolu'da hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti yıkılma süreci içindeydi. Bu yıllarda Osman Gazi, yakın arkadaşları ile birlikte Bilecik, Yarhisar ve İnegöl'ü fethetti. 1301'de Yenişehir fethedildi. Başta Âşıkpaşazâde olmak üzere Osmanlı kaynaklarına göre Osman Gazi, 1299 yılında resmen bağımsızlığını ilan etti. Bu tarih, birçok tarihçi tarafından beyliğin kuruluşu olarak nitelendirildi. Bunun yanı sıra tarihçilerin bazıları beyliğin kuruluşunu 1301 kabul eder. Halil İnalcık ise 1299 tarihinin daha sonraları Osmanlılar tarafından uydurulmuş bir tarih olmasının muhtemel olduğunu söyleyerek Bizans kaynaklarından, dönemin tarihçisi Paleologos Hanedanı'ndan Pahimeres'in yazdıklarını kanıt göstererek kuruluşun 1302 yılında yapılan Koyunhisar Muharebesi ile gerçekleştiğini öne sürdü.

1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Gazi'yi durdurmak için yola çıktı. Osman Gazi, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Muharebesi'nin kazananı oldu.

1326'da Osman Gazi, Bursa'yı kuşattı. Fakat kendisinin rahatsızlanması üzerine kuşatmaya oğlu Orhan devam etti. Aynı yıl Bursa fethedildi ve başkent yapıldı. Orhan Bey, döneminde kendi adına para bastırarak beyliği devlet hâline getirdi. 1329'da III. Andronikos'un başında bulunduğu Bizans ordusu ile yaptığı Pelekanon Muharebesi'ni kazandı. 1331'de İznik'i, 1337'de İzmit'i topraklarına kattı. Ayrıca kendisinin döneminde devletin sınırları, komşu Türk beyliklerinin toprakları yönünde de genişlemeye başladı. 1345'te Karesioğulları Beyliği Osmanlı egemenliği altına girdi. Böylece Osmanlı, hem beyliğin donanmasından yararlandı, hem de Rumeli'ye geçiş için alınması gereken önemli bazı noktalara sahip olmuş oldu. 1352'de, taht kavgaları ile mücadele eden Bizans yöneticilerinden Matheos Kantakuzinos'a isteği üzerine yardım kuvveti gönderen Orhan Bey, yardımın karşılığı olarak Gelibolu Yarımadası'nda bulunan Çimpe Kalesi'nin sahibi oldu. Çimpe Kalesi'nin ele geçirilmesi ile Osmanlı Devleti, ilk Rumeli toprağını kazandı.

Orhan Bey'den sonra yerine I. Murad geçti. Murad Hüdavendigâr olarak da bilinen I. Murad, Osmanlı topraklarını Balkanlar yönünde genişletmeyi sürdürdü. İlk olarak Edirne yakınlarında yapılan Sazlıdere Savaşı ile Türk ilerleyişini durdurmak isteyen bir Bizans-Bulgar ordusunu yenilgiye uğrattı ve zaferin ardından Edirne'yi ele geçirdi. Kısa bir süre sonra, Edirne'yi geri almak isteyen Macar, Sırp, Bulgar, Eflâk ve Bosna birleşik ordusu ile Edirne yakınlarında karşılaştı. Yapılan Sırpsındığı Savaşı'nda karşı tarafı yenilgiye uğrattı. Döneminde Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan'ı ele geçirmeyi başardı. Buna ilaveten, Hamitoğulları Beyliği'nden para karşılığı Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir, Karaağaç, Eğirdir ve Isparta'yı; Germiyanoğulları Beyliği'nden ise çeyiz yoluyla Kütahya, Simav, Tavşanlı ve Emet'i aldı. Balkan ve Avrupa devletlerinin Osmanlı'nın Avrupa yönündeki ilerlemesini durdurma çabaları I. Kosova Muharebesi ile devam etti. Osmanlı, savaşın kazananı oldu. Fakat I. Murad, savaşın bitmesinin ardından yaralı bir asker tarafından savaş meydanında hançerlendi ve öldürüldü.

I. Murad'ın I. Kosova Savaşı sonrasında ölmesi üzerine Osmanlı tahtına daha sonraları Yıldırım Bayezid ismiyle de anılacak olan I. Bayezid geçti. I. Bayezid, Balkanlar'ın yanı sıra Anadolu'da da siyasi birlik sağlama çabasına girişti. Bu kapsamda Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Hamitoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları beyliklerini topraklarına kattı. 1392'de Candaroğulları topraklarını ele geçirdi. Saltanatı süresince dört kez İstanbul'u abluka altına aldı. Bunlardan üçüncüsünü 1396 yılında yaptı, fakat Haçlı ordusunun Niğbolu'ya kadar gelmesi üzerine ablukayı kaldırdı. Eylül 1396'da yapılan Niğbolu Savaşı'nı kazandı. Savaşın ardından İstanbul'u dördüncü kez abluka altına aldı fakat bu ablukayı da doğuda beliren Timur tehlikesi sebebiyle kaldırdı. Çin'e sefer düzenlemek isteyen ve batısında güçlü bir devlet barındırmak istemeyen Timur, daha önceleri savaşarak yenilgiye uğrattığı Karakoyunlu ile Celayirîli hükümdarlarının Osmanlı'ya sığınmasını ve istediği şartların kabul edilmemesini ileri sürerek Osmanlı'ya uyarılarda bulundu. I. Bayezid ile aralarında geçen bazı hakaret dolu mektuplaşmaların ardından Timur, Osmanlı'ya savaş ilan etti. İki büyük ordu, Ankara'nın Çubuk Ovası'nda karşılaştı. 1402'de yapılan Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid, kendisine bağlı Türk beylerinin Timur'un tarafına geçmesinin de etkisi ile yenilgiye uğradı ve oğullarından Mustafa ve Musa ile birlikte Timur'a esir düştü. Yıldırım, 1403'te Akşehir'de öldü. Timur, Yıldırım'ın ölümü üzerine oğlu Musa'yı serbest bıraktı.

📚 Kaynak: Bu içerik Vikipedi (Wikipedia)'den alınmıştır. İçerik CC BY-SA lisansı altındadır.
← Tüm Kişiler