Kenya
Doğu Afrika ülkesi
Kenya'nın coğrafyası, iklimi ve nüfusu geniş ölçüde değişkendir. Batı rift vadisi bölgelerinde, soğuk, karla kaplı dağ tepeleri (örneğin Kenya Dağı'nda Batian, Nelion ve Point Lenana gibi) geniş çevre ormanları, yaban hayatı ve ılıman iklimlerdeki verimli tarım alanları bulunur. Diğer alanlarda ise, kuru, çorak ve yarı kurak iklimler ve ayrıca sıcak çöller (Chalbi Çölü ve Nyiri Çölü gibi) bulunmaktadır.
Kenya, Homo cinsinin atalarından evrimleşen ilk insanların yayılmaya başladığı yerlerden biriydi. Evrim tarihi için bol miktarda fosil kanıtı Koobi Fora'da bulunmuştur. Daha sonraları Kenya'ya günümüzün Hadzalarına benzer avcı-toplayıcı gruplar yerleşmiştir. Arkeolojik yapıtlar ve iskelet materyallerinin tarihlendirmesine göre, Güney Kuşitik dilleri konuşanlar ilk olarak bölgenin alçak alanlarına MÖ 3.200 ile 1.300 yılları arasında yerleşmiştir, bu dönem Savanna Pastoral Neolitik dönem olarak da bilinir. Nil-Sahra dilleri konuşan pastoralistler (Luoların ve Kalenjinlerin ataları) yaklaşık MÖ 500 yılında günümüzün Güney Sudan'ından Kenya'ya göç etmeye başladılar. Ülkedeki en büyük etnik gruplardan Kikuyular, Luhyalar, Kambalar, Kisiiler, Mijikendalar ve Meruların atası olan Bantu halkı ise MÖ 250 ile MS 500 arasında kıyı ve iç kesimlere yerleşti.
Kenya'nın Avrupa'yla teması 1500 yılında Portekiz İmparatorluğu'nun Swahili kıyısındaki ticaret hareketleriyle başladı. Kenya'nın etkin sömürgeleştirilmesi ise 19. yüzyılda Avrupa'nın Afrika'yı keşfi ile birlikte gerçekleşti. Modern Kenya, İngiliz İmparatorluğu tarafından 1895 yılında kurulan Doğu Afrika Protektorası'ndan ve ardından 1920 yılında başlayan Kenya Kolonisi'nin ardılı olacak şekilde bir idari yapı ortaya çıkmıştır. Mombasa, 1889'dan 1907'ye kadar İngiliz Doğu Afrikası'nın başkenti olmuştur. İngiltere ile Kenya Kolonisi arasında yaşanan çok sayıda anlaşmazlık, 1952'de başlayan Mau Mau İsyanı'na ve 1963'te Kenya'nın bağımsızlık ilan etmesine yol açmıştır. Bağımsızlıktan sonra Kenya, İngiliz Milletler Topluluğu'nun üyesi olmaya devam etmiştir. Ülkenin mevcut anayasası 2010 yılında kabul edilmiş, önceki 1963 anayasının yerini almıştır.
Kenya, seçilmiş yetkililerin halkı temsil ettiği ve başkanın devlet ve hükûmet başkanı olduğu başkanlık sistemine sahip bir cumhuriyettir. Ülke, BM, Commonwealth, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü, COMESA, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve diğer birçok uluslararası kuruluşun üyesidir. Ayrıca ABD'nin NATO dışı müttefik statüsüne aldığı ülkelerden biridir.
Kenya'nın ekonomisi Doğu ve Orta Afrika'nın en büyük ekonomisidir. Nairobi büyük bir bölgesel ticari merkez olarak hizmet vermektedir. Kişi başına GSYİH 2.110 ABD doları olan ülke, alt-orta gelirli bir ekonomi konumundadır. Tarım, ülkenin en büyük ekonomik sektörüdür. Çay ve kahve sektörün geleneksel ticaret ürünleri olup, taze çiçekler hızla büyüyen bir ihracat ürünüdür. Hizmet sektörü, özellikle turizm, aynı zamanda ülkenin önemli ekonomik itici güçlerinden biridir. Kenya, Doğu Afrika Topluluğu ticaret bloğunun üyesidir, ancak bazı uluslararası ticaret kuruluşları ülkeyi Büyük Afrika Boynuzu'nun bir parçası olarak kategorize etmektedir. Afrika, Kenya'nın en büyük ihracat pazarı olup, bunu Avrupa Birliği izlemektedir.
Etimoloji
Ülke ismi Kenya Dağı'ndan gelmektedir. Bantu dillerinden bir tanesi olan Kikuyu dilinden gelen Kere-Nyaga kelimesi yaklaşık olarak beyaz dağ anlamına gelmektedir. Önceleri Kenya Dağı'na verilen bu isim daha sonraları ülkenin tamamı için kullanılmıştır.
Tarih
Afrika kıtasının Sahra Çölü'nün güneyinde kalan bölgeler gibi kıtanın doğu kıyıları da birçok batılı tarih araştırmacısı için herhangi bir anlam ifade etmemekteydi. Batılı tarihçiler arasında Afrika için yaygın olan dikkate almama gerçeğini Alman filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel 18.yy'de Afrika'yı dünyanın tarihsel bir parçası olarak görülmediği ve bu anlamda bir hareket ya da gelişim göstermediği sözleriyle özetlemiştir. Bu düşüncede 20.yy başlarına kadar tarihçiler arasında herhangi bir değişiklik gözlemlenememiştir.
Bu düşüncelerin aksine Kenya'nın kıyı bölgeleri söz konusu dönemlerde özellikle Arap ve İslam dünyasının yazıda, kültürde, dilde kendisini göstermesi ile birlikte kıtanın bu bölgesine has tarihi olayları tüm kıtanın doğu kıyıları için anlatılır hale getirilmiştir. Bu süreçte, özellikle 1900'lü yıllarda birçok Avrupalı tarihçi başlarda sadece Portekiz'in Hint Okyanusu'ndaki seferleri ile Arap sultanlarının gezilerini içeren Kenya kıyılarında yaşanan olaylarını kağıda dökmüşler ve bu şekilde tarihsel olaylar bu bölgeler için ilk defa kağıda dökülmüştür.
Ön tarih
Tarih öncesi dönemden birçok dinozor ve timsah fosili bulunan ülkede, en eski fosil kalıntıları 200 milyon yıl önceye aittir. En eski insan fosilleri Kenya'da Turkana gölü çevresinde bulunmuştur. Bu bulgular günümüzde Kenya'nın kurulu olduğu bölgelerde çok uzun süredir bir yaşamın olduğunu düşündürmektedir. Australopithecus anamensis ve Kenyanthropus gibi dört ila üç milyon yıl öncesine ait hominini fosillerinin bölgede keşfedilmesi bu düşünceleri kuvvetlendirmiştir.
Erken tarih
M.Ö. 2000'lerde Kuzey Afrika'dan, tahminen Etiyopya'dan göç eden topluluklar Kenya'ya yerleşmiş ve hayvancılık ile uğraşmışlardır. M.S. 1. yüzyılda Arap tüccarları Kenya sahillerine ticari ziyaretler yapmış, M.S. 8. yüzyılda Kenya sahillerindeki Arap ve Fars yerleşimleri giderek çoğalmıştır.
MS 10. yüzyılda bugün Kenya nüfusunun dörtte üçünü oluşturan Nilotic ve Bantu toplulukları Kenya'ya göç etmiş, bu süreçte içerisinde birçok Arapça kelime barındıran Swahili dili meydana gelerek topluluklar arasında kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönemde birçok Arap ve Romalı tüccarlar Kenya kıyılarına gelerek ticari faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu geliş ve gidişlerde tüccarların Kenya'nın iç kesimlerine ne kadar girdiği ile ilgili kesin bilgiler bulunmamakla birlikte antik ve Orta Çağ dönemine ait haritalarda yerleri birebir örtüşmese de varlıklarının bilinci içerisinde iç kesimlerde resmedilen karla kaplı dağlar ve göller yer bulmuştur.
Bu dönemde İslam dini bölgede yayılmış, kıyı kesimi çok kültürlü ve birçok etnik kökeni içerisinde barındıran bir topluluk olan Svahili topluluğu'nun oluşmasına olanak sağlamıştır.
1500 - 1900 yılları arasında
1500'lü yıllardan itibaren özellikle 1598 yılından itibaren Portekiz'in bölgede etkisini artması sonucunda kıyı kesiminde iş yapan tüccarların bağımsız hareket etmesi zorlaşmıştı. 1498 yılında Mombasa'yı ziyaret eden Vasco da Gama bölgeyi ziyaret eden ilk Avrupalılardan biri olmuş, bu ziyaret kendisinin Hindistan'a olan deniz yolunu keşfetmesine olanak sağlamıştır. Bölgede resmi Portekiz varlığı 1505 yılında bugün Tanzanya'ya ait olan Kilwa adasının alınmasıyla başlamış daha sonra Mombasa'yı ve Hint Okyanusun'da Hindistan yolu üzerindeki diğer adaları ve şehirleri istila eden Portekizliler, böylece bu bölgedeki deniz ticaretindeki Arapların ağırlığını ortadan kaldırmışlar, deniz yollarını ve limanları kontrol ederek büyük vergi gelirleri elde etmişlerdir. Bu süreç 1698 yılına kadar devam etmiş, Hindistan, Arabistan gibi Hint Okyanusu'na kıyısı olan bölgelerden ve iç kesimlerden gelen göçmen akını bu süreçte de devam etmiş ve kıyı kesimindeki nüfusu artırmıştır. 1698 yılında Umman bölgeyi hakimiyeti altına almış, 1730 yılından itibaren de Ummanlı Yaruba hanedanlığı bölgenin yönetiminin Arap kökenli yerel Mazrui kabilesi tarafından gerçekleştirileceği açıklamış, bu açıklama sonucu bölge kendini Umman'dan bağımsız geliştirme imkânını yakalamıştır. Umman, ülke içerisinde Said hanedanlığının Yarubi hanedanını yenerek iktidara gelmesi sonucunda Kenya kıyılarında hakimiyetini yeniden aktif olarak ele almıştır. Bu süreçte de kıyı kesimlerinde bulunan Svahili kültüründe büyüyen tüccarlar fildişi ve köle ticareti ile ilgili ticarete ağırlık vermiş, 19.yy'de fildişi ücretlerinde yaşanan yüksek artışlar nedeniyle o güne kadar pek gerçekleştirilmeyen iç kesimlere ilerleme girişimlerinde artış yaşanmıştır. Bu girişimler sonucunda da kolonileşme öncesi döneme ait Kenya'nın iç kesimlerine ait bilgiler elde edilmeye başlanmıştır.
Birleşik Krallık 19. yy sonlarına doğru bölgedeki etkisini artırarak, kıyı kesimlerinde önemli bir etken haline gelmiştir.
Kolonileşme
Kenya'nın koloni tarihi 1885 yılında kıyı bölgesinde bulunan Witu Sultanlığı'nın Alman himayesi altına alınması ile başlamıştır. 1888 yılında Britanya Doğu Afrika Şirketi İmparatorluğu Kenya'ya gelerek 1895 yılına kadar Britanya Doğu Afrikası'nı yönetmiştir. 1895 yılından itibaren bölge kontrolü Britanya Kraliyeti tarafından ele alınmıştır. Almanya kıyı bölgelerinde bulunan bölgelerini 1898 yılından itibaren Britanya'ya devretmiştir. Her ne kadar bölgenin hakimiyeti Britanyalılar'da olsa da Avrupalıların bölgeye etkisi kıyı kesiminde kurulan küçük üsler ile kısıtlı kalmaktaydı. 1901 yılında sona eren ve Mombasa ile Victoria gölünü birbirine bağlayan Uganda Demiryolu ile birlikte 1899 yılında bölgede yaşanan kıtlık sebebiyle koloni yönetimi verimli bölge üzerindeki etkisini tam anlamıyla ele alabilmiştir.
1890 ile 1914 yılları arasında yerel halkın başlattığı küçük isyanlar askerî gücün ceza seferleri adı verilen seferleri ile tüm bölgede bastırılmış ve sorumlular cezalandırılmıştır. Bu süreçte yerli halkın hayvanlarına el konulmuş, mahsulleri ve köyleri yakılmıştır. Bölgede bulunan verimli toprakların büyük bölümleri White Highlands (Türkçe:~Beyaz Arazi) olarak adlandırılarak Avrupalı beyazlara ya kiralanmış ya da satılmıştır. Bölgenin yerlileri olan Nandiler, Masailer, Kikuyular ve Girimalar gibi birçok toplulukta belli bölgelerde oluşturulan ve reserves adı verilen toplama bölgelerinde toplanılarak toplumun genelinden soyutlanmıştır. Bu toplulukların toplama alanlarını izinsiz terk etmelerine izin verilmemiş, bu bölgelerin kontrolünde de yerel Afrikalı şeflerden deste talep edilmiştir.
Bölgede demiryolu hattının bitmesi ile birlikte Avrupalı beyaz göçmenler Kenya'ya daha çok göç etmeye başlamış, Avrupa'nın yanı sıra Güney Afrika ve Avustralya'dan da gelen göçmenler bölgeye yerleşmişlerdir. 1905 yılında 600 civarı bir beyaz nüfusa sahip olan bölge 1907 yılında 2000 beyaz nüfusa sahip olmuştu.
I. Dünya Savaşı esnasında Kenya'da yaşayan birçok Afrikalı zorunlu askerlik görevine tabi olmuş, Alman Doğu Afrikası'na saldıran 350.000 kişilik Afrika ordu gücünün yaklaşık 150.000'i Britanya Doğu Afrikası'dan (Kenya) toplanmıştı. Özellikle 1917 yılından itibaren taşıyıcı olarak adlandırılan bu kişiler çalıştıkları tarlalardan, sokaklardan, evlerinden zorla alınmış, yakınlarına dahi haber verilmeden askerî birliklere götürülerek ordu hizmetine tahsis edilmişlerdir. I. Dünya Savaşı boyunca kayıt altına alınan ve her üç kişiden birinin Kenya'dan olduğu 50.000 ölümden sadece 4.500 kişi resmi olarak silahlı kuvvetlerde asker konumundaydı.
Bu savaş katılan Afrikalılar üzerinde önemli etkiler oluşturmuştu. Bu süreçte bir araya geldikleri diğer Doğu Afrika topluluklarının yanı sıra Gambiya, Nijerya ve Sierra Leone gibi diğer Britanya koloni bölgeleri ile Hindistan'dan gelen askerlerin de etkisiyle siyasi bir bilinç elde edilmiş ve Pan-Afrika fikirleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Yaşanan bu savaş ile birlikte Britanya hakimiyetinin değiştirilemez bir gerçek olmadığı anlaşılmıştı.
1920 yılında Kenya resmen Kraliyet kolonisi olmuştu. Yeni yerleşimcilerin koloni yönetimi üzerindeki etkileri gün geçtikçe artmış, beyaz Avrupalılar Güney Afrika Birliği örneğinde de olduğu gibi yönetimde söz sahibi bir konuma gelmişlerdi. Beyaz yerleşimciler daha çok toprağın el konulmasını talep edip, Afrikalı yerlilerin toplandığı reserves alanlarının daha da daraltılmasını istemekteydiler. Bu daraltma isteği burada yaşamaya zorlanan Afrikalıların buradan kurtulabilmek adına beyazlara ait büyük çiftliklerde zorla çalıştırabilme arzusu yatmaktaydı. 16 yaşına gelmiş her Afrikalı kayıt altına alınmak zorundaydı ve kayıt bilgilerini boynuna asılan metal bir levha ile yanında taşıma mecburiyeti bulunmaktaydı. Bunların yanı sıra yüksek vergiler Afrikalılar tarafından ödenmek zorunda bırakılmaktaydı.
1920 yılından itibaren Nairobi'nin yanı sıra birçok misyoner merkezlerinde ilk siyasi oluşumların temeli atılmıştır. Nairobi'de kurulan East African Association oluşumun üyeleri arasında müslüman ve Hristiyan Kenyalılar'ın yanı sıra Uganda gibi diğer doğu Afrika bölgelerinden de kişiler bulunmaktaydı. Kırsal Kikuyu bölgesinde kurulan ve benzer bir yapı olan Kikuyu Associationda EAA ile birlikte kayıt kartlarının kaldırılmasını ve vergilerin düşürülmesi için gösteriler düzenlemişlerdir. Kenya'nın batı kesimlerinde ise Masena misyoner merkezinde eğitim alan genç Afrikalılar, tüm Kenya'yı dolaşarak mutsuzluklarını siyasi gösterilere dönüştürmesini sağlayan Harry Thuku'yu kendilerine örnek alarak Young Kavirondo Associationı kurmuşlar vergi yükünün yanı sıra Afrika topraklarının beyaz Avrupalılar tarafından kullanılmasına ve işletilmesine karşı gösteriler düzenlemişlerdir. Thuku'nun 1922 yılında yakalanarak önce cezaevine konulması ve sonrasında da Kenya'nın kuzeyine sürgüne gönderilmesi ile birlikte siyasi organizasyonlar kısa süreliğine sonlandırılmıştır.
Bu olaylardan kısa bir süre sonra Kikuyuların hakim olduğu ve el konulan toprakların iadesini talep eden, vergilerin indiriminin yanı sıra Afrika kökenli vekillerin Yasama Meclisi'nde temsiliyet hakkını savunan Kikuyu Central Association (KCA) kurulmuştur. Kenya'da Afrikalı toplulukların talepleri koloni yönetiminde kayda değer bir karşılık bulmamışken, Kenya'da yaşanan Hint kökenli toplulukların talepleri huzursuzluk yaratmıştı. Hintler seçim haklarının yanı sıra, bölgeye sınırsız giriş-çıkış hakkı ile ırk ayrımcılığının ortadan kalkmasını isteyen talepleri ile koloni yönetimine karşı ayaklanmış, bu ayaklanma beyaz yerleşimciler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Yaşanan bu olaylar neticesinde ara bir yol bulunarak on bir Avrupalı üyenin bulunduğu Yasama Meclisi'nde beş Hint ile bir Arap üyenin temsil edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Afrikalı topluma karşı fiili bir Apartheid politikası uygulanmıştır.
Bağımsızlık
20 Ekim 1952 yılında Kenya'nın merkezi kesimlerinde silahlı Mau Mau isyanı başlatılmış, koloni yönetimi de bu gelişmeler sonucunda olağanüstü hâl ilan etmiştir. Özellikle 1950'li yıllardan itibaren adaletsiz vergi sistemi düzeni, toprağa el koyma olaylarının yanı sıra, Afrikalı toplulukların yaşam standartlarının kötüleşmesi, toplama alanlarında yaşamaya mecbur bırakılması ile bölgedeki tüm siyasi ve ekonomik oluşumlardan uzak tutulması gibi nedenlerle aşırı gruplar oluşmuş, bu gruplar beyaz yerleşimcilere ve vergi düzenine bağlı Afrika kökenli kişilere karşı şiddet olayları gerçekleştirmiştir.
Mau Mau isyancıları özellikle Nairobi'de gerilla taktiği ile koloni yönetimine karşı şiddet olayları gerçekleştirmiş, koloni yönetimi bu saldırılara karşı sert karşılık vermiştir. Afrikalı birçok önder bu süreçte içerisinde Mau Mau ile hiçbir teması olmayan Jomo Kenyatta'da dahil olmak üzere koloni yönetimi tarafından tutuklanmıştır. Mau Mau isyancıları büyük bir taarruz ile takip edilmiş, isyancılar ile sivil halk arasındaki bağı koparabilmek adına bir milyondan fazla Kikuyu mensubu kamplarda toplanmıştır. Koloni yönetimi 1956 yılında isyanı tamamen bastırmış ve sonlandırmıştır. II. Dünya Savaşı ile birlikte muhalif gruplarda artış yaşanmış, bölgede bilinçlenen topluluklar sendikalar kurmuş, siyasi hareketlerle reform taleplerini iletmişlerdir. Bu gelişmeler neticesinde Afrikalı toplulukların karar mekanizmalarının dışında tutulamayacağı anlaşılmış ve bu yönde adımlar atılmıştır. Ülkede uzun süredir devam eden olağanüstü hâl 1960 yılında kaldırılmış, tutuklanması sonrası 1959 yılında serbest bırakılan ama ev hapsinde tutulmaya devam edilen Jomo Kenyatta, 1960 sonunda yokluğunda önce Kenya Afrika Ulusal Birliği (Kenya African National Union) partisinin genel başkanlığına seçilmiş, bu süreçte ev hapsi de kaldırılmıştır. Ekim 1961 yılında resmen KANU genel başkanı olarak açıklana Kenyatta, bu unvanı ile Londra'da gerçekleştirilen Lancester Konferansı'na katılan gruba önderlik yapmış, bu toplantıda kabul edilen yeni yasa ile Kenya'dan ilk defa Afrikalılar'a ait bir ülke olarak bahsedilmiş, Kenyalılar'ın Yasama Meclisi'ne dahil olmaları kabul edilmiştir. Bu son olay neticesinde birçok beyaz Avrupalı sahip oldukları toprakları satarak Kenya'yı terk etmişlerdir. 1962 yılında Yasama Meclisi üyesi olan Kenyatta, Avrupalı, Hint ve Afrikalı yerel topluluklarını oluşturduğu koalisyon hükûmetinde Anayasa ve Ekonomi Bakanı olarak görev almıştır. Mayıs 1963 yılında gerçekleştirilen seçimlerde KANU büyük bir başarı elde ederek 124 seçim bölgesinden 83'ünde başarılı olarak birinci parti olmuş, bunun sonucunda da Kenyatta Haziran 1963 yılında ülkenin başbakanı olarak atanmıştır. Kenya, Aralık 1963'te Birleşik Krallık'tan Kenya Dominyonu adı ile bağımsızlığını ilan ederek egemen bir devlet olmuştur.
Jomo Kenyatta dönemi
1964 yılında Kenya'da cumhuriyetin ilan edilmesi sonucu başbakan Jomo Kenyatta 71 yaşında ülkenin ilk devlet başkanı olarak bu makama seçilmiştir. Kenyatta yönetiminde Kenya ulusallaşma ve Afrikalılaşma politikalarını benimsemiş, Kenyatta'nın resmi kalkınma ideolojisi olan Harambee uygulamaya konmuştur. Harambee filozofisine göre devletin kalkınması için hep birlikte çalışılacaktı.
Kenyatta idaresinde ülke çok partili bir siyasi yapıdan Kenya Afrika Ulusal Birliği'nin (KANU) hakim olduğu tek siyasi partili bir yapıya doğru bir gelişim göstermiştir. Bu süreçte Kenyatta, başta memleketi Kiambulu olan kişiler olmak üzere mensubu olduğu Kikuyu etnik grubuna mensup kişileri önemli pozisyonlara getirmiştir. Etnik bir siyaset izleyen Kenyatta iktidarı süresince Kikuyuluların yanı sıra Luo ve Kamba etnik gruplarına karşı pozitif ayrımcılık gerçekleştirmiş, bu etnik grubuna mensup kişilerin ülkede etkinliğini arttırabilmek için diğer bölgelere de yerleşimini sağlamıştır.
Kenyatta, yönetimi döneminde tüm muhalif grupların oluşumunu engellemiş, muhalif liderler bu süreçte tutuklanmış ya da suikast sonucu öldürülmüştür. Ülke yönetimi tamamen merkezi bir yönetim halini almış, bölgesel talepler göz ardı edilmiştir. Siyasi alanda komşu ülkeler ile işbirliğini arttırma yoluna giden Kenyatta, Uganda ve Tanzanya liderleri ile demiryolu, posta ve havayolunu içeren birlikte hareket etme fikrini beyan etmiş ve bu doğrultuda bu üç ülke 1967 yılında Doğu Afrika Topluluğu'nu kurmuş ancak bu birliktelik yaşanan anlaşmazlıklar sonucu fazla uzun ömürlü olamadan 1977 yılında çökmüş, ülkeler ise bu birliktelikten kendi ülke sınırları içerisinde kalan birçok şeye el koyarak sahip olmuş, bu el koyma işleminde envanterin büyük çoğunluğu Kenya bünyesinde kalmıştır.
1966 yılında geçirdiği kalp krizi atlatan Kenyatta 29 Ocak 1970 yılında ikinci bir dönem, 1974 yılında da üçüncü bir dönem daha devlet başkanlığı makamına seçilmiştir. 1977 yılında bir kez daha kalp krizi geçiren Kenyatta, 22 Ağustos 1978 yılında ölmüştür.
Daniel arap Moi dönemi
Kenyatta'nın hayatını kaybetmesi sonrasında o güne kadar devlet başkanı yardımcısı olan Daniel arap Moi ülkenin ikinci devlet başkanı olarak bu makama getirilmiştir. İktidarının ilk yıllarında kullandığı sevgi, barış, birlik gibi sözcükler nedeniyle sevilen bir devlet adamı konumuna gelen Moi, rüşvet ve adam kayırma uygulamalarını lanetlemiş, GEMA gibi aşiret örgütlenmelerini yasaklamıştır. Bu süreçte bir önceki devlet başkanı Kenyatta tarafından önemli noktalara atanan Kikuyu kökenli kişiler görevden alınmış yerine Moi'nin mensubu olduğu Kalenjin kökenli kişilerin yanı sıra Luhya ve Masai etnik kökenli mensupları getirilmiştir.
1982 yılında Kenya hava kuvvetlerinin kendisine karşı gerçekleştirdiği ancak başarıya ulaşmayan darbe girişimi sonrasında anayasa değişikliğine giden Moi, değişiklik ile ülkede tek parti sistemini devreye almış, bu yeni düzen ile önceli Kenyatta gibi muhaliflere karşı yasal olarak elini güçlendirmiştir. Moi, merkezi bir yönetim yerine bölgelere ve illere yönetim ile ilgili daha fazla haklar vermiştir. Parlamento, kabine, seçim komisyonları, adalet, medya gibi organlar üzerinde yetkisini kendi lehine artıran Moi, toplum üzerinde güven kaybına ve korkuya neden olmuştur. Bu süreçte muhaliflere karşı yaşanan birçok faili meçhul cinayetler de bu konuda duyulan korkunun artmasına neden olmuştur.
Moi, 1990 yıllardan itibaren batılı hükûmetlerin ve Dünya Bankası gibi uluslararası organizasyonların baskıları sonucunda çok partili siyasi yaşama dönüş için gerekli çalışmaları yapmış, 1991 yılında Kenya meclisinin kararı ile bu karar onaylanmış, bu doğrultuda oluşan birçok muhalefet partisi de başkan Moi'ye karşı reform taleplerini dile getirmiştir. Muhalefet partileri 1992 seçimlerinden önce iç sorunlar yaşamış ve birçok etnik gruba göre yeni muhalif gruplar oluşmuş, muhalefet partilerinde yaşanan bu olumsuz havanın da etkisiyle KANU seçimlerde az bir farkla da olsa çoğunluğu elde ederek tekrar iktidar olmuştur. 1997 yılında gerçekleştirilecek olan bir sonraki seçimlere kadar olan süreçte toparlanma sürecine giren muhalefet, meclisin bir reform paketini kabul etmesini sağlamış, bu paket sayesinde muhalefetin de hükûmete, seçim komisyonlarına katılımını ya da medyayı denetimine dahil olmasını olanak sağlamıştır. 1997 seçimlerinden de başarılı bir şekilde çıkan Moi ve partisi KANU 2002 yılına kadar yeniden iktidarda kalmış, Moi'nin 2002 seçimlerine aday olarak katılmayacağını açıklaması sonrasında da 24 yıllık Moi iktidarı 2002 seçimleri ile birlikte sonlanmıştır.
Mwai Kibaki dönemi
2002 yılında gerçekleştirilen seçimlerde Moi'nin devlet başkanlığı yardımcılığı görevinde bulunan ve Ulusal Gökkuşağı Koalisyonu (National Rainbow Coalition) partisinin başında yer alan Mwai Kibaki kazanarak ülkenin yeni devlet başkanı olmuştur. Kibaki açıkladığı ilk kabinesinde 40'tan fazla etnik kökenli kişiyi NARC içerisinde yer alan partilerden yer vermiş, seçim vaatleri arasında yer alan ilkokul eğitimini ücretsiz yapma işlemini hemen gerçekleştirmiştir. Bu vaadi ile ülkede 1,7 milyondan fazla çocuğun okul ile tanışmasına vesile olmuştur. 2005 yılında referanduma sunduğu yeni anayasa paketi, kabinesinde yer alan bazı bakanların da katılımı ile kabul edilmemiş, buna gerekçe olarak devlet başkanlığına anayasal olarak çok fazla yetki verilecek olması gösterilmiştir. Bu gelişmeler üzerine 23 Kasım 2005 tarihinde meclisi fesheden Kibaki, bu adımı ile Kenya tarihinde alışılmışın dışında bir adım atmış, o güne kadar bireysel olarak bakanların yer değiştirilmesi ya da azledilmesi söz konusu iken Kibaki tüm meclisi feshetmiştir. 2007 seçimlerinde kendisine yönetilen seçim hilesi suçlamalara rağmen Kenya seçim komisyonu tarafından 30 Aralık 2007 tarihinde devlet başkanı olarak açıklanmış ve bu açıklamadan bir saat sonra yemin ettirilerek göreve başlamasına olanak sağlanmıştır. Seçim ile ilgili ilk gelen sonuçlarda açık bir oy farkıyla önde gözüken muhalefet adayı Raila Odinga, uzun süre yeni sonuç güncellemeleri gelmemesinin ardından açıklanan son sayım sonuçları ile ikinci sıraya düşmüş, bunun sonucunda seçimlerde Kibaki lehine hile yapıldığı yönünde açıklamalar yapılmış, Nairobi'de gösteriler yaşanmıştır. AB seçim gözlemcileri de yaptıkları açıklamalarda seçimlerde birçok seçim bölgesinde düzensizlikler yaşandığı bildirmiştir. Kibuki tüm bu yaşananlara rağmen seçim galibiyetini gölgeleyecek herhangi bir olumsuzluk yaşanmadığını bildirerek, 2 Ocak 2008 tarihinde polis güçlerine gösterilere müdahale etmesi yönünde talimat vermiştir, birçok kişi ölmüştür. Kenya'da iç savaşı andıran bu gelişmeler BM eski genel sekreteri Kofi Annan'ın öncülüğünde başlayan görüşmeler neticesinde Şubat 2008'de anlaşma sağlanmış, seçimleri kaybeden Odinga hükûmete dahil edilerek 13 Nisan 2008 tarihinden itibaren fiilen 1964 yılından bu yana olmayan başbakanlık koltuğuna getirilmiştir.
Uhuru Kenyatta dönemi
2013 yılında gerçekleştirilen seçimlerinde bir kez daha devlet başkanlığına adaylığını açıklayan Odinga, 4 Mart 2013 tarihinde gerçekleşen seçimlerde Uhuru Kenyatta'ya karşı başarı gösterememiştir. Ülkenin ilk devlet başkanı olan Jomo Kenyatta'nın oğlu olan Uhuru Kenyatta oyların %50,51'ini alarak Kenya'nın dördüncü devlet başkanı olarak bu göreve seçilmiştir. 30 Mart 2013 tarihinde seçim sonuçlarını onaylayan Kenya Anayasa Mahkemesi, Kenyatta'nın 9 Nisan 2013 tarihinde yemin ederek görevine başlamasına olanak sağlamıştır.
2017 yılında yapılan seçimlerde ikinci bir dönem için daha adaylığını açıklayan Kenyatta, bu seçimlerde de Odinga ile yarışmış ve kazanmıştır. Bu seçimde de hile ve kötü yönetim iddialarıyla sonuçları tanımadığını açıklayan Odinga, seçim sonuçlarını Yüksek Mahkeme'ye başvurmuş, mahkeme de itirazı haklı bularak seçim sonuçlarını geçersiz kılmıştır. Yüksek Mahkeme'nin 'bağımsız bir organ' olarak konumlandırıldığı bu kararın ardından yapılan yeni seçimlerde Odinga usulsüzlükleri gerekçe göstererek katılmayı reddetmiş, bu kararın ardından Kenyatta ikinci dönemi için seçimleri kazanmıştır.
William Ruto dönemi
Ağustos 2022'de düzenlenen ve yasa gereği mevcut başkan Kenyatta'nın üçüncü bir dönem için aday olamadığı seçimlerde başkan yardımcısı William Ruto, beşinci kez devlet başkanlığı için aday olan Odinga ile yarışmış ve elde ettiği %50,5 oy ile rakibi Odinga'yı (%48,8) geride bırakarak ülkenin beşinci devlet başkanı olarak makama seçilmiştir.
Coğrafya
Ülkenin toplamda sahip olduğu 3.457 km sınırın 867 km'si Etiyopya, 684 km'si Somali, 775 km'si Tanzanya, 814 km'si Uganda ve 317 km'si Güney Sudan ile oluşurken ülkenin ayrıca Hint Okyanusu'nda 536 km'lik sahil şeridi bulunmaktadır.
Ülkenin merkezi bölgelerinde Rift Valley (Türkçe:Çatlak Vadisi) olarak adlandırılan ve Büyük Rift Vadisi'nin bir parçası olan derin vadiler yer almaktadır. Ülkenin en yüksek noktasını Kenya Dağı'nın zirvesini oluşturan ve 5.199 m yükseklikte bulunan Batian oluşturmaktadır. Ülkenin en alçak noktasını ise sıfır ile güneydoğu da kıyısı bulunan Hint Okyanusu sahil şeridi oluşturmaktadır. Ülkenin kıyı kesimlerinde koylar ve lagünler yer almaktadır. Sahilin güney kesimlerinde ise mercan resifleri gözlemlenebilmektedir. Ülkenin iç kesimlerinde batıya doğru ilerlendiğinde tepeler ve yaylalar gözlemlenebilmektedir.
İklim
Ülkenin iklimi genel olarak iki bölüme ayrılmaktadır. Kenya'nın 1.800 m'yi geçen yüksek arazilerinde Nisan-Haziran ayları ile Ekim-Kasım aylarında sağanak yağmur geçişleri gözlemlenebilmektedir. Söz konusu yağışlar genellikle günün öğlen, akşam ve gece döneminde yağmakta olup geceleri oldukça serin geçebilmektedir. Bu bölgelerde en soğuk dönemler günlük en düşük 10 °C sıcaklıkların hissedildiği Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Ocak ve Şubat aylarında en sıcak günler yaşanmakta olup bu aylarda en yüksek 25 ile 26 °C sıcaklık değerleri ölçülebilmektedir. Ülkenin başkenti Nairobi'de Temmuz ayında sıcaklık değerleri 11 ile 21 °C arasında hissedilmekte olup, Şubat döneminde 13 ile 26 °C arası sıcaklıklar yaşanabilmektedir. Başkentte yıllık yağış ortalaması 958 mm seviyesindedir. Ülkenin bir kısmını kaplayan Victoria Gölü kıyılarında sıcaklıklar daha yüksek ölçülebilmekte olup, aynı şekilde daha şiddetli yağışlar yaşanabilmektedir.
Ülkenin kıyı şeridinde sıcaklıklar 22 ile 32 °C arasında ölçülebilmekte olup %75 oranında nem hissedilebilmektedir. Bu bölgelerde yağmur sezonu Nisan ile Haziran aylarında yaşanmakta olup Ocak ve Şubat ayları kurak dönem olarak geçmektedir. Kıyı kesimlerinde en sıcak dönemler Ocak-Mayıs ile Ekim-Aralık aylarında yaşanmaktadır.