Mahatma Gandi
Hint bağımsızlık aktivisti (1869–1948)
Gandi ilk olarak Güney Afrika'da Hint topluluğunun vatandaşlık hakları için barışçıl başkaldırı gerçekleştirdi. Afrika'dan Hindistan'a döndükten sonra yoksul çiftçi ve emekçileri baskıcı vergilendirme politikasına ve yaygın ayrımcılığa karşı protesto etmeleri için örgütledi. Hindistan Ulusal Kongresi'nin liderliğini üstlenerek ülke çapında yoksulluğun azaltılması, kadınların serbestisi, farklı din ve etnik gruplar arasında kardeşlik, kast ve dokunulmazlık ayrımcılığına son verilmesi, ülkenin ekonomik yeterliliğine kavuşması ve en önemlisi olan Swaraj, yani Hindistan'ın yabancı hâkimiyetinden kurtulması konularında ülke çapında kampanyalar yürüttü. Gandi, Hindistan'da alınan Britanya tuz vergisine karşı 1930'da yaptığı 400 kilometrelik Tuz Yürüyüşü ile ülkesinin Britanya'ya karşı başkaldırmasına öncülük etti. 1942'de Britanyalı yetkililere açık çağrıda bulunarak Hindistan'ı terk etmelerini istedi. Hem Güney Afrika hem de Hindistan'da birçok kez hapsedildi.
Gandi her durumda pasifizmi ve gerçeği savunarak bu görüşlerini hayata geçirdi. Kendi kendine yeterli olan bir aşram kurarak basit bir hayat yaşadı. Çıkrık ile örülen geleneksel dhoti ve örtü gibi giysilerini kendisi yaptı. Önceleri vejetaryen iken sonraları yalnızca meyve ile beslenmeye başladı. Hem kişisel arınma, hem de protesto amacıyla bazen bir ayı aşan oruçlar tuttu.
Gençliği
Mohandas Karamçand Gandi 2 Ekim 1869 günü Porbandar'da bir Hindu Modh ailesinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Babası Karamçand Gandi, Porbandar'ın diwanı, yani başveziriydi. Annesi Putlibai, babasının dördüncü eşi ve Pranami Vaişnava mezhebinden bir Hindu idi. Karamçand'ın ilk iki eşi birer kız çocuk doğurduktan sonra bilinmeyen bir nedenle ölmüşlerdir. Dindar bir anne ile geçirdiği çocukluk döneminde çevresinde Gucerat'ın Caynizm etkileriyle Gandi, canlılara zarar vermeme, etyemezlik, kişisel arınma için oruç tutma ve farklı inanç ve kast üyeleri arasında karşılıklı tolerans gibi öğretileri öğrenmiştir. Doğuştan vaişya, yani çalışanlar kastına mensuptur.
Mayıs 1883'te, 13 yaşındayken, ailesinin isteğiyle yine 13 yaşındaki Kasturba Makhanji ile evlendi. İlki bebekken ölen beş çocukları oldu; Harilal 1888'de, Manilal 1892'de, Ramdas 1897'de ve Devdas 1900'de doğdu. Gandi, gençliğinde Porbandar ve Rajkot'ta ortalama bir öğrenciydi. Bhavnagar'da bulunan Samaldas Koleji'ne giriş sınavını kıl payı kazandı. Ailesi avukat olmasını istediği için kolejde de mutsuzdu.
18 yaşında 4 Eylül 1888'de Gandi avukat olmak için hukuk okumak üzere University College London'a girdi. İmparatorluk başkenti Londra'da geçirdiği zaman içinde etten, alkolden ve seksten uzak durmak gibi Hindu kurallarına uyacağına dair, Caynist keşiş Becharji'nin önünde annesine verdiği sözün etkisinde kalmıştır. Her ne kadar, örneğin dans dersleri alarak, İngiliz geleneklerini denemeye çalıştıysa da ev sahibinin koyun etinden yaptığı yemekleri yiyemiyor, yine ev sahibinin gösterdiği Londra'nın birkaç etyemez lokantasından birinde yemek yiyordu. Yalnızca annesinin isteklerine körü körüne uymak yerine, etyemezlik üzerine yazılar okuyarak, entelektüel olarak da bu felsefeyi benimsedi. Etyemezler Derneği'ne katıldı, yönetim kuruluna seçildi ve bir şubesini kurdu. Daha sonra, örgütleme deneyimini burada kazandığını söylemiştir. Karşılaştığı etyemezlerin bazıları 1875 yılında evrensel kardeşliğin tesisi için kurulmuş olan ve kendilerini Budist ve Hindu edebiyatını araştırmaya adamış olan Teosofi Derneği'ne üyeydi. Bunlar Gandi'yi Bhagavadgita'yı okuması için teşvik ettiler. Daha önce din konularına özel bir ilgi göstermemiş olan Gandi Hinduizm, Hristiyanlık, Budizm, İslam ve diğer dinlerin kutsal metinlerini ve bunlar hakkında yazılan eserleri okudu. İngiltere ve Galler barosuna girdikten sonra Hindistan'a döndü ama Bombay'da avukatlık yaparken çok başarılı olamadı. Daha sonra lise öğretmeni olarak işe başvurup başarılı olamayınca Rajkot'a geri döndü ve arzuhalcilik yapmaya başladı fakat bir Britanya subayı ile düştüğü anlaşmazlık sonucu bu işi de bırakmak zorunda kaldı. Otobiyografisinde bu olaydan ağabeyinin yararına yaptığı başarısız bir lobicilik girişimi olarak söz eder. 1893'te bu şartlar altındayken o zamanlar Britanya İmparatorluğu'nun bir parçası olan Güney Afrika'da Natal eyaletinde bir Hindistan firmasının önerdiği bir yıllık işi kabul etti.
Gandi 1895 yılında Londra'ya döndüğünde radikal görüşlü Sömürgeler Bakanı Joseph Chamberlain ile tanıştı. Daha sonraları bu bakanın oğlu Neville Chamberlain 1930'larda Büyük Britanya Başbakanı olacak ve Gandi'yi durdurmaya çalışacaktı. Joseph Chamberlain, Hintlere barbarca yaklaşıldığını kabul etmesine rağmen bu durumu düzeltecek herhangi bir yasa değişikliğine gitmeye pek istekli değildi.
Güney Afrika'da Yurttaşlık Hakları Hareketi (1893–1914)
Gandi, Güney Afrika'da Hintlere uygulanan ayrımcılığa maruz kaldı. İlk olarak elinde birinci mevki bileti olmasına rağmen üçüncü mevkiye geçmediği için Pietermaritzburg'da trenden atıldı. Daha sonra yoluna at arabası ile devam ederken, Avrupalı bir yolcuya yer açmak için arabanın dışında, basamak üzerinde yolculuk etmeyi reddettiği için sürücü tarafından dövüldü. Yolculuğu esnasında bazı otellere alınmamak gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldı. Benzer diğer olaylardan birinde bir Durban mahkemesi yargıcı türbanını çıkarmasını emrettiğinde buna karşı çıktı. Sosyal haksızlıklar karşısında uyanmasına neden olan bu olaylar hayatında bir dönüm noktası olmuş ve daha sonraki sosyal eylemciliğine temel oluşturmuştur. Güney Afrika'da Hintlerin maruz kaldıkları ırkçılık, önyargı ve haksızlıklara doğrudan tanık olmuş ve halkının Britanya İmparatorluğu içindeki yeri ile kendisinin topluluk içindeki yerini sorgulamaya başlamıştır.
Gandi, Hintlerin oy kullanmasını engelleyen bir yasa tasarısına Hintlerin karşı çıkmasına yardım etmek için buradaki kalış süresini uzattı. Yasanın çıkmasını engelleyemese de kampanyası Güney Afrika'da Hintlerin yaşadığı sorunlara dikkati çekme yönünden başarılı olmuştur. 1894'te Natal Hint Kongresi'ni kurdu ve bu örgüt aracılığıyla Güney Afrika'da bulunan Hint topluluğunu ortak bir siyasi gücün arkasında toplayabildi. Ocak 1897'de Hindistan'a yaptığı kısa bir gezinin ardından Güney Afrika'ya dönen Gandi'ye saldıran bir grup beyaz onu linç etmek istedi. Daha sonraki kampanyalarını şekillendirecek olan kişisel değerlerinin ilk tezahürlerinden biri olan bu olayda şahsına karşı yapılan yanlışları mahkeme karşısına getirmeme ilkesini öne sürerek kendisine saldıranlar hakkında suç duyurusunda bulunmayı reddetti.
1906 yılında Transvaal hükûmeti sömürgenin Hint nüfusunu zorla kayıt altına almayı gerektiren bir yasayı kabul etti. Gandi aynı yıl 11 Eylül'de Johannesburg'da yapılan toplu gösteri sırasında hâlâ gelişmekte olan satyagraha (gerçeğe bağlılık) ya da pasif protesto yöntemini ilk kez uygulamaya başladı ve Hint yandaşlarına şiddete başvurarak karşı çıkmak yerine yeni yasaya uymayı reddedip bunun sonuçlarına katlanmaları için çağrıda bulundu. Bu öneri kabul edildi ve yedi yıl süren mücadelede grev yapmak, kayıt olmayı reddetmek, kayıt kartlarını yakmak gibi çeşitli şiddetsiz başkaldırılar nedeniyle aralarında Gandi'nin de bulunduğu binlerce Hint hapsedildi, kırbaçlandı ve hatta vuruldu. Her ne kadar hükûmet Hint protestocuları bastırmada başarılı olmuşsa da barışçıl Hint protestoculara Güney Afrika hükûmetinin uyguladığı ağır yöntemlerin kamuoyunda yarattığı tepki sonucunda Güney Afrikalı general Jan Christiaan Smuts, Gandi ile bir uzlaşmaya gitmek zorunda kalmıştır. Bu mücadele sırasında Gandi'nin fikirleri şekillendi ve Satyagraha kavramı olgunlaştı.
Zulu Savaşı'ndaki Rolü
1906 yılında Britanyalı yetkililer yeni bir vergi daha koyduktan sonra Güney Afrika'daki Zulular iki Britanya subayını öldürdü. Misilleme olarak Britanyalı yetkililer Zululara savaş ilan etti. Gandi, Britanyalı yetkililerin Hintleri askere alması için çabaladı. Hintlerin tam yurttaşlık haklarına kavuşabilme iddialarını yasallaştırmak için savaşı desteklemeleri gerektiğini savundu. Fakat Britanyalı yetkililer Hintlere ordularında rütbe vermeyi reddetti. Yine de Gandi'nin önerisini kabul edip bir grup gönüllü Hint'in sedye taşıyıcılığı yaparak yaralı Britanya askerlerini tedavi etmelerine izin verdiler. 21 Temmuz 1906'da Gandi kendi kurduğu Indian Opinion gazetesinde "Natal Hükûmeti tarafından Yerlilere karşı yapılan operasyonlarda kullanılmak üzere deneme maksatlı kurulan birlik yirmi üç Hint'ten oluşmaktadır" diye yazmıştır. Gandi, Indian Opinion'daki yazılarıyla Güney Afrika'daki Hintlerin savaşa katılmasını teşvik ediyordu: “Eğer Hükûmet nasıl bir ihtiyat gücünün boşa gittiğini fark ederse bunu kullanmak isteyecek ve Hintleri gerçek savaş yöntemleri için tam bir eğitimden geçirecektir.”
Gandi'nin görüşüne göre 1906 yılı Askere Alma Yönetmeliği Hintleri Yerlilerden daha alt seviyeye düşürüyordu. Dolayısıyla Hintleri yerli siyahları örnek göstererek bu yönetmeliğe Satyagraha'ya uygun olarak karşı çıkmaya davet ediyor ve şöyle diyordu: "Bizden daha az gelişmiş olan melez kastlar ve kaffirler (yerli siyahlar) bile hükûmete karşı çıktı. Paso yasası onlara da uygulanıyor ama hiçbiri paso almıyor."
Hindistan Bağımsızlık Mücadelesi (1916–1945)
Gandi 1915'te Güney Afrika'dan Hindistan'a geri döndü.
Hindistan Ulusal Kongresi'nin toplantılarında konuşmalar yaptı ama asıl olarak Hint halkı, siyaset ve diğer sorunlar üzerinde düşünmeye o zamanlar Kongre Partisi'nin önemli liderlerinden olan Gopal Krişna Gokhale tarafından teşvik edildi.
Çamparan ve Kheda
Gandi ilk önemli başarılarını 1918 yılında Çamparan karışıklığı ve Kheda Satyagraha sırasında elde etmiştir. Çoğunluğu Britanyalı olan toprak sahiplerinin milis kuvvetleri tarafından baskı altında tutulan köylüler aşırı yoksulluk içindeydi. Köyler son derece pisti ve hijyenik değildi. Alkolizm, kast sisteminden kaynaklanan ayrımcılık ve kadınlara karşı ayrımcılık çok yaygındı. Yıkıcı bir kıtlık olmasına rağmen Britanyalı yetkililer giderek artan yeni vergiler koymakta ısrarcıydı. Durum ümitsizdi. Gucerat'ta Kheda'da sorun aynıydı. Gandi kendisini uzun zamandır destekleyenlerle ve bölgeden yeni gönüllülerle burada bir aşram kurdu. Kötü yaşam koşulları, çekilen acılar ve uygulanan vahşet köylerin detaylı olarak incelenmesiyle kayıt altına alındı. Köylülerin güvenini kazanarak buraların temizlenmesine, okullar ve hastaneler kurulmasına öncülük etti. Köy liderlerini yukarıda belirtilen toplumsal sorunların çözüme kavuşturulması için cesaretlendirdi.
Ama asıl etkisi polis tarafından huzursuzluk yaratma nedeniyle tutuklanıp eyaleti terk etmesi istendiğinde baş gösterdi. Yüzbinlerce insan hapishane, karakol ve mahkemelerin önünde protesto gösterilerinde bulunarak Gandi'nin salıverilmesini istedi. Mahkeme Gandi'yi salıvermek zorunda kaldı. Gandi toprak sahiplerine karşı protestolar ve grevler düzenledi. Britanya hükûmetinin yönlendirmesiyle toprak sahipleri bölgenin yoksul köylülerine daha fazla yardım edeceklerine, ürettiklerini tüketebileceklerine ve kıtlık bitene kadar vergileri kaldıracaklarına dair bir antlaşma imzaladılar. Bu karışıklık sırasında insanlar Gandi'ye Bapu (Baba) ve Mahatma (Yüce Ruh) demeye başladılar. Kheda'da, Sardar Patel Britanyalı yetkililerle yapılan pazarlıklarda Gandi köylüleri temsil etti. Pazarlıklar sonunda vergiler askıya alındı ve tüm tutuklular salıverildi. Bunun sonucunda Gandi'nin ünü tüm ülkeye yayıldı.
İş Birliği Yapmama
İş birliği yapmama ve barışçıl karşı koyma Gandi'nin haksızlığa karşı "silahları" idi. Pencap'ta Britanya birliklerinin sivilleri öldürdüğü Jallianwala Bagh ya da Amritsar katliamı ülkede giderek artan öfkeye ve şiddet olaylarına neden olmuştu. Gandi hem Britanyalı yetkilileri, hem de onlara karşı misilleme yapan Hintleri eleştirdi. Britanyalı sivil kurbanlara başsağlığı dileyen ve isyanları kınayan bir açıklama kaleme aldı. Buna parti içinde önce karşı çıkılsa da Gandi'nin her türlü şiddetin kötü olduğu, dolayısıyla da haksız olduğu ilkesini savunduğu duygusal konuşmasından sonra kabul edildi. Fakat katliamdan ve bunu izleyen şiddet olaylarından sonra Gandi, Hindistan'ın kendi kendini yönetmesi ve tüm Hindistan hükûmet kuruluşlarının yönetiminin elde edilmesi fikri üzerinde yoğunlaştı. Bunun sonucunda tam kişisel, tinsel ve siyasal bağımsızlık anlamına gelen Swaraj kavramı olgunlaştı.
Aralık 1921'de Gandi Hindistan Ulusal Kongresi'nde yürütme yetkisine sahip oldu. Liderliği altında Kongre amacı Swaraj olan yeni bir anayasa altında örgütlendi. Giriş ücreti ödeyen herkes partiye kabul edilmeye başladı. Disiplini artırmak için bir dizi komite kurularak, parti elit bir örgütten ulusal kitlenin ilgisini çeken bir örgüte dönüştü. Gandi şiddetsizlik hareketlerinin içine swadeshi ilkesini, yani yabancı ürünlerin, özellikle de Britanya ürünlerinin boykotunu da ekledi. Buna bağlı olarak tüm Hintlerin Britanya malı kumaşlar yerine elle dokunmuş khadi kumaşı kullanmasını savundu. Gandi yoksul zengin demeden tüm Hint erkek ve kadınların bağımsızlık hareketini desteklemek için her gün khadi kumaşı dokumalarını önerdi. Bu, isteksizleri ve hırslıları hareketin dışında tutmak ve disiplin kurmak, ayrıca da o zamana kadar böylesi etkinliklere katılmaları uygun görülmeyen kadınları harekete katabilmek için bir yöntemdi. Gandi, halkı Britanya ürünlerinin yanı sıra Britanya eğitim kurumlarını ve mahkemelerini de boykot etmeye, hükûmet işlerinden istifaya ve Britanya unvanlarını kullanmamaya çağırdı.
Bu "İş birliği yapmama" politikası Hint toplumunun her katmanından çok geniş bir katılım sonucunda büyük başarı kazandı. Fakat hareketin doruk noktasına ulaştığı Şubat 1922'de Uttar Pradeş'in Chauri Chaura şehrinde patlak veren şiddetli çatışma sonucu birdenbire sona erdi. Hareketin şiddete yönelmesinden ve bunun bütün yapılanları yıkmasından korkan Gandi ulusal itaatsizlik kampanyasını sona erdirdi. Gandi 10 Mart 1922'de tutuklandı, isyana teşvikten yargılanarak altı yıl hapis cezasına çarptırıldı. 18 Mart 1922'de başlayan cezası iki yıl sonra Şubat 1924'te apandisit ameliyatı nedeniyle salıverildikten sonra bitti.
Gandi'nin birleştirici kişiliğinden hapiste kaldığı sürece yararlanamayan Hindistan Ulusal Kongresi bölündü ve iki hizip oluştu. Bunlardan biri, partinin seçimlere katılmasını isteyen Chitta Ranjan Das ve Motilal Nehru tarafından yönetiliyordu, diğer hizip seçimlere katılmaya karşı çıkıyordu ve Chakravarti Rajagopalachari ve Sardar Vallabhbhai Patel tarafından yönetiliyordu. Ayrıca "işbirliği yapmama" sırasında Hindu ve Müslümanlar arasındaki işbirliği parçalanmaya başlamıştı. Gandi bu anlaşmazlıkları 1924 sonbaharında yaptığı üç aylık oruç gibi yöntemlerle ortadan kaldırmaya çalıştıysa da çok başarılı olamadı.
Swaraj ve Tuz Satyagrahası (Tuz Yürüyüşü)
Gandi 1920'lerde gözlerden uzakta kaldı. Swaraj Partisi ile Hindistan Ulusal Kongresi arasındaki ayrılıkları çözmeye çalıştı ve paryalık, alkolizm, cehalet ve yoksulluğa karşı girişimlerini yaygınlaştırdı. Tekrar öne çıkması 1928 yılında olmuştur. Bir yıl önce İngiliz hükûmeti Sir John Simon başkanlığında yeni bir anayasal reform komisyonu atamıştı. Üyeleri arasında bir tek Hint bile olmayan bu komisyonu Hindistan siyasi partileri boykot etmiştir. Gandi, Aralık 1928'de Kalküta kongresinde İngiliz hükûmetine Hindistan'a İngiliz Milletler Topluluğu'na bağlı yönetim hakkı verilmesini ya da bu sefer amacı tam bağımsızlık olan yeni bir işbirliği yapmama kampanyasıyla yüz yüze kalacaklarını bildiren bir kararın kabul edilmesini sağladı. Gandi hemen bağımsızlık isteyen Subhas Chandra Bose ile Jawaharlal Nehru gibi gençlerin görüşlerini yumuşatmakla kalmadı, kendi görüşlerini de değiştirerek bu çağrıyı iki yerine bir yıl bekletmeyi kabul etti. Britanyalı yetkililer bunu cevapsız bıraktı. 31 Aralık 1929'da Lahor'da Hindistan bayrağı açıldı. Lahore'da toplanan Hindistan Ulusal Kongresi tarafından 26 Ocak 1930 Hindistan'ın Bağımsızlık Günü olarak kutlandı. O gün hemen hemen tüm Hint örgütler tarafından kutlanmıştır. Sözünde duran Gandi Mart 1930'da tuz vergisine karşı yeni bir satyagraha başlattı. Kendi tuzunu yapmak için Ahmedabad'dan Dandi'ye 12 Mart'tan 6 Nisan'a kadar 400 kilometre yürüdüğü Tuz Yürüyüşü bu pasif direnişin en önemli bölümüdür. Denize doğru yapılan bu yürüyüşte Gandi'ye binlerce Hint eşlik etti. Britanya idaresine karşı en rahatsız edici kampanyası bu olmuştur ve Britanya yönetimi buna 60.000'in üzerinde kişiyi hapse atarak karşılık vermiştir.
Lord Edward Irwin tarafından temsil edilen hükûmet sonunda Gandi ile görüşmeye karar verdi. Mart 1931'de Gandi–Irwin Paktı imzalandı. Britanya hükûmeti sivil başkaldırı hareketinin durdurulmasına karşılık tüm siyasi tutukluları serbest bırakmaya razı oldu. Ayrıca Hindistan Ulusal Kongresi'nin tek temsilcisi olarak Gandi Londra'da yapılacak olan yuvarlak masa toplantısına davet edildi. İdari gücün el değiştirmesinden çok, Hint prensleri ve Hint azınlıkları konularının ele alındığı bu toplantı Gandi ve milliyetçiler için hayal kırıklığı oldu. Bundan da öte Lord Irwin'in halefi Lord Willingdon milliyetçileri bastırmak için yeni bir eyleme girişti. Gandi yeniden tutuklandı ve hükûmet onu tecrit ederek nüfuzunu yok etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. 1932'de Dalit lider B. R. Ambedkar'ın önderliğinde yapılan kampanya sonucu hükûmet yeni anayasa ile paryalara ayrı olarak seçim hakkı verdi. Bunu protesto eden Gandi Eylül 1932'de yaptığı altı günlük oruç sonrasında Dalit siyasi lider Palwankar Baloo'nun aracılık ettiği görüşmeler sonucunda hükûmeti daha eşitlikçi uygulamalara zorlamıştır. Bu da Gandi tarafından Harijanlar, yani Tanrı'nın çocukları adı verilen paryaların yaşam koşullarını iyileştirmek için yapılacak yeni bir kampanyanın başlangıcı olmuştur. 8 Mayıs 1933'te Gandi, Harijan hareketine destek olmak için 21 günlük kişisel arınma orucuna başladı.
1934 yazında başarısız üç suikast girişimine uğradı.
Kongre Partisi, seçimlere katılıp Federasyon tasarısını kabul etmeyi kararlaştırdığında Gandi parti üyeliğinden istifa etmeye karar verdi. Parti'nin hareketine karşı değildi fakat istifa etmekle parti üyeliğinin komünistler, sosyalistler, sendikacılar ve öğrencilerden dini muhafazakârlara ve işverenlere kadar geniş bir yelpazeye açılmasına yardımcı olacağını düşündü. Gandi ayrıca Raj ile geçici bir siyasi anlaşmaya varmış olan partinin yönetiminde yer almakla Raj propagandasına hedef olmak da istemiyordu.
Kongre'nin Nehru başkanlığındaki Lucknow oturumunda Gandi 1936'da tekrar başa geçti. Gandi yalnızca bağımsızlığı elde etme konusuna odaklanılmasını ve Hindistan'ın geleceği hakkında spekülasyon yapılmamasını arzuladıysa da Kongre'nin sosyalizmi amaç olarak belirtmesine karşı çıkmadı. Gandi 1938'de başkanlığa seçilen Subhas Bose ile bir uyuşmazlık yaşadı. Bose ile anlaşamadığı başlıca noktalar Bose'nin demokrasiye ve şiddetsiz harekete inancının olmamasıydı. Gandi'nin eleştirilerine rağmen Bose ikinci dönem de başkanlığı kazandı fakat Gandi'nin getirdiği ilkeleri terk etmesi nedeniyle tüm Hindistan liderlerinin topluca istifa etmesi karşısında Kongre'den ayrıldı.
II. Dünya Savaşı ve Hindistan'ı Terk Edişi
Nazi Almanyası 1939'da Polonya'yı işgal edince II. Dünya Savaşı başladı. Başlarda Gandi Britanya'ya "şiddete iştirak etmeyen bir manevi destek" verilmesinden yanaydı fakat Kongre liderleri halkın temsilcilerine danışılmadan Hindistan'ın tek taraflı olarak savaşa sokulmasından rahatsız olmuştu. Bütün kongre üyeleri toplu olarak görevlerinden istifa etmeyi tercih etti. Üzerinde uzun süre düşündükten sonra Gandi Hindistan'a demokrasi verilmesi reddedilirken görünüşte demokrasi için verilen bu savaşa katılmayacağını ilan etti. Savaş ilerledikçe Gandi bağımsızlık için isteklerini daha da yoğunlaştırdı ve Britanya'ya Hindistan'ı Terk Et çağrısında bulundu. Bu, Gandi ve Kongre Partisi tarafından Britanya'nın Hindistan'ı terk etmesini sağlamak için gerçekleştirilen en kararlı başkaldırıydı.
Gandi hem Britanya yanlısı, hem de Britanya karşıtı gruplar ve Kongre parti üyelerinin bir kısmı tarafından eleştirildi. Bazıları Britanya'ya bu zor zamanında karşı gelmenin ahlaksızlık olduğunu söylerken diğerleri ise Gandi'nin yeteri kadar çabalamadığını düşünüyordu. Hindistan'ı Terk Et kampanyası mücadelenin tarihindeki en güçlü eylem oldu, toplu tutuklamalar ve şiddet tahmin edilemeyen boyutlara ulaştı. Binlerce eylemci polis ateşiyle öldü ya da yaralandı ve yüzbinlerce eylemci tutuklandı. Gandi ve yandaşları Hindistan'a hemen bağımsızlık verilmezse savaşa destek vermeyeceklerini açıkça belirttiler. Hatta bu sefer bireysel şiddet eylemleri olsa bile eylemin durdurulmayacağını, çevresindeki "düzenli anarşinin", "gerçek anarşiden daha kötü" olduğunu söyledi. Tüm Kongre üyelerine ve Hintlere yaptığı çağrıda özgürlüğe ulaşmak için ahimsa ve Karo Ya Maro ("Yap ya da Öl") ilkeleriyle disiplini sağlamalarını istedi.
Gandi ve Kongre Çalışma Komitesinin tamamı Britanyalı yetkililer tarafından 9 Ağustos 1942'de Bombay'da tutuklandı. Gandi iki yıl boyunca Pune'de Ağa Han Sarayında tutuldu. Buradayken sekreteri Mahadev Desai 50 yaşındayken kalp krizinden öldü, ardından 6 gün sonra, 18 aydır tutuklu bulunan eşi Kasturba 22 Şubat 1944'te öldü. Altı hafta sonra Gandi ağır bir sıtma krizi geçirdi. Sağlığının kötüleşmesi ve ameliyat gereksinimi nedeniyle savaş sona ermeden, 6 Mayıs 1944'te salıverildi. Britanyalı yetkililer Gandi'nin hapiste ölmesi durumunda halkın öfkesinin kabarmasından çekindi. Her ne kadar Hindistan'ı Terk Et kampanyası hedefine ulaşma konusunda tam başarılı olamadıysa da savaşın sonunda Britanyalı yetkililer yönetimin Hintlere verileceğine dair açıklamalarda bulundu. Bu noktada Gandi mücadeleyi durdurdu ve Kongre partisinin liderlerinin de aralarında bulunduğu 100.000 civarında siyasi tutuklu salıverildi.
Özgürlük ve Hindistan'ın Bölünmesi
Gandi 1946 yılında Kongre partisine Britanya hükûmet heyetinin önerilerinin reddedilmesini önerdi, çünkü Müslümanların çoğunlukta olduğu eyaletlere dair önerilerdeki gruplaşmanın gelecekte bölünmeye yol açmasından kuşkuluydu. Fakat bu, Kongre partisinin Gandi'nin önerisi dışına çıktığı nadir durumlardan biri oldu, çünkü Nehru ve Patel planı onaylamadıkları takdirde hükûmetin kontrolünün Hindistan Müslümanlar Birliği'ne geçeceğini düşünüyorlardı. 1946 ile 1948 yılları arasında 5.000'den fazla kişi şiddet eylemlerinde öldü. Gandi Hindistan'ı iki ayrı ülkeye bölecek her türlü plana kesinlikle karşı çıkıyordu. Hindistan'da Hindu ve Sikh'lerle yaşayan Müslümanların büyük çoğunluğu ise ayrılmadan yanaydı. Müslüman Birliği'nin lideri Muhammed Ali Cinnah'ın Pencap, Sindh, Kuzey-Batı Sınır Eyaleti ve Doğu Bengal'de büyük bir desteği vardı. Bölünme planı Kongre liderleri tarafından büyük çaplı bir Hindu-Müslüman savaşını engellemenin tek yolu olarak kabul edildi. Kongre liderleri parti içinde ve Hindistan'da büyük bir desteğe sahip olan Gandi'nin onayı olmadan ilerleyemeyeceklerini ve Gandi'nin de bölünme planını tamamen reddettiğini biliyorlardı. Gandi'nin en yakın çalışma arkadaşları bölünmenin en iyi çıkış olduğunu kabul etmişlerdi ve Sardar Patel'in Gandi'yi bunun iç savaşı önlemenin tek yolu olduğuna inandırmak için çabalaması sonucunda istemese de Gandi rızasını verdi.
Gandi, Kuzey Hindistan'da ve Bengal'de ortamı sakinleştirmek amacıyla Müslüman ve Hindu toplumlarının liderleriyle yoğun görüşmelerde bulundu. 1947 yılındaki Hindistan-Pakistan Savaşı'na rağmen hükûmetin Bölünme Konseyince belirlenen 550 milyon rupiyi vermeme kararından rahatsızlık duydu. Sardar Patel gibi liderler Pakistan'ın bu parayı Hindistan'a karşı savaşı sürdürmek amacıyla kullanmasından korkuyordu. Gandi tüm Müslümanların Pakistan'a zorla gönderilmesi istekleri ortaya çıktığında ve Müslüman ile Hindu liderleri birbirleriyle bir türlü anlaşmaya razı gelmeyince de çok üzüldü. Topluluklar arası tüm şiddetin durdurulması ve 550 milyon rupinin Pakistan'a ödenmesi için son ölüm orucuna Delhi'de başladı. Gandi Pakistan'daki istikrarsızlık ve güvensizlik ortamının Hindistan'a karşı duyulan öfkeyi artıracağından ve şiddetin sınır ötesine taşınacağından korkuyordu. Ayrıca Hindular ve Müslümanlar arasındaki düşmanlığın açık bir iç savaşa dönüşeceğinden de korkuyordu. Yaşam boyu çalışma arkadaşı olanlarla yaptığı uzun duygusal görüşmeler sonucunda Gandi orucunu bırakmayınca hükûmet önceki kararlarını iptal ederek Pakistan'a ödemeyi yaptı. Aralarında Rashtriya Swayamsevak Sangh ve Hindu Mahasabha'nın da bulunduğu Hindu, Müslüman ve Sikh toplumu liderleri şiddeti reddederek barış çağrısı yapacakları konusunda Gandi'yi ikna ettiler. Bunun sonucunda Gandi portakal suyu içerek orucunu bitirdi.
Suikast
30 Ocak 1948'de, Yeni Delhi'de bulunan Birla Bhavan'ın (Birla Evi) bahçesinde gece yürüyüşünü yaparken vuruldu ve öldü. Suikastçı Nathuram Godse, Hindu bir radikaldi ve Pakistan'a ödeme yaptırılmasında ısrar ederek Gandi'nin Hindistan'ı zayıflattığını savunan aşırı uç görüşteki Hindu Mahasabha ile bağlantısı vardı. Godse ve yardakçısı Narayan Apte daha sonra çıkarıldıkları mahkemede yargılandılar ve suçlu bulundular. 15 Kasım 1949'da idam edildiler. Gandi'nin Yeni Delhi'de bulunan anıtı Rāj Ghāt'ın üzerinde "Hē Ram" (Devanagari: हे ! राम ya da He Rām) yazar. Bu, Türkçeye "Aman Tanrım" olarak tercüme edilebilir. Her ne kadar doğruluğu tartışmalı olsa da bunların Gandi vurulduktan sonra son sözleri olduğu iddia edilmektedir. Jawaharlal Nehru radyodan ülkeye yaptığı konuşmasında şöyle demiştir:
Gandi'nin külleri kaplara konarak anma törenleri için Hindistan'ın çeşitli bölgelerine gönderildi. Çoğu 12 Şubat 1948'de Allahabad'da Ganj, Yamuna ve Sarasvati nehirlerinin birleştiği nokta olan Sangam'a döküldü ama bazıları gizlice başka yerlere gönderildi. 1997'de Tuşar Gandi bir bankanın kasasında bulunan ve mahkeme emriyle alabildiği bir kabın içindeki külleri Allahabad'da Sangam sularına döktü. Dubai'li bir iş insanının Mumbai müzesine gönderdiği bir başka kabın içindeki küller de 30 Ocak 2008'de ailesi tarafından Girgaum Chowpatty'de sulara dökülmüştür. Bir başka kap Pune'deki Ağa Han Sarayı'na gelmiş (1942 ile 1944 arasında tutuklu bulunduğu yer), bir başkası da Los Angeles'ta Kendini Kanıtlama Birliği Göl Tapınağı'na ulaşmıştır. Gandi ailesinin fertleri tapınaklarda ve anıtlarda bulunan bu küllerin siyasi kötü amaçlarla kullanılabileceğinden kaygı duymakla birlikte bunları alamayacaklarını dikkate alarak geri istememişlerdir.
Doğruluk
Gandi hayatını doğruluğu ya da "Satya"yı bulmaya adadı. Bu amacına kendi hatalarından öğrenerek ve kendisi üzerinde deneyler yaparak ulaşmaya çalıştı. Otobiyografisine Doğrulukla Olan Deneyimlerimin Öyküsü adını vermiştir.
Gandi en önemli mücadelenin kendi iblislerini, korkularını ve güvensizliklerini yenmek olduğunu belirtmiştir. Gandi inançlarını ilk olarak "Tanrı Doğruluktur" diyerek özetlemiş. Daha sonra bu ifadesini "Doğruluk Tanrı'dır" olarak değiştirmiştir. Yani Gandi'nin felsefesinde Satya (Doğruluk) "Tanrı"dır.
Pasif direniş
Mahatma Gandi pasif direniş ilkesinin bulucusu değildir ancak muazzam bir ölçekte siyasi alanda ilk uygulayandır. Pasif direniş (ahimsa) ya da karşı koymama kavramları Hindistan dini düşünce tarihinde çok eskilere dayanmaktadır. Gandi felsefesini ve hayat görüşünü otobiyografisi Doğrulukla Olan Deneyimlerimin Öyküsü'nde şöyle açıklar:
"Umutsuzluğa düştüğümde tarih boyunca doğruluk ve sevginin her zaman kazandığını hatırlarım. Tiranlar ve katiller olmuştur, hatta bir süre yenilmez sanılmışlardır ancak sonunda her zaman kaybederler, düşün bir her zaman."
"Çılgınca tahribatı totaliterlik nedeniyle ya da özgürlük ve demokrasi adı altında yapmak ölüler, yetimler ve evsizler için ne değiştirir?"
"Göze göz ilkesi tüm dünyayı kör eder."
"Uğrunda ölmeyi göze alacağım birçok dava var ama uğrunda öldüreceğim hiçbir dava yoktur."
Bu ilkeleri uygulayan Gandi mantığın en uç sınırlarına giderek, hükûmetlerin, polisin ve ordunun bile şiddet karşıtı olduğu bir dünya hayal etti. Aşağıdaki alıntılar "Pasifistler İçin" kitabındandır.
Savaş ilmi bir kişiyi basitçe saf diktatörlüğe yöneltir. Şiddet karşıtlığının ilmi ise yalnızca saf demokrasiye ulaştırır....Sevgiden kaynaklanan güç, cezalandırılma korkusundan kaynaklanandan binlerce kat daha etkili ve kalıcıdır.....Şiddet karşıtlığının yalnızca bireyler tarafından uygulanabileceğini ve bireylerin oluşturduğu uluslar tarafından uygulanamayacağını söylemek inançsızlıktır....En saf anarşiye en çok yaklaşan şiddet karşıtlığı üzerine kurulu olan demokrasidir....Tam bir şiddet karşıtlığı üzerinde örgütlenen ve işleyen bir toplum en saf anarşidir....
Şiddet karşıtı bir devlette bile polis gücüne gerek olduğu sonucuna ulaştım....Polis şiddet karşıtlığına inananlardan seçilecektir. İnsanlar içgüdüsel olarak onlara her türlü yardımı yapacak ve ortak bir çalışma sonucu sürekli azalan karışıklıklar ile kolaylıkla başa çıkabileceklerdir. Emek ile sermaye arasındaki şiddetli anlaşmazlıklar ve grevler şiddet karşıtı bir devlette daha az olacaktır çünkü şiddet karşıtı çoğunluğun etkisi toplum içinde temel ilkelerin uygulanmasını sağlayacaktır. Benzer şekilde topluluklar arasında da karşıtlıklar olmayacaktır....
Şiddet karşıtı bir ordu savaş zamanında da barış zamanında da silahlı insanlar gibi davranmaz. Görevleri birbirleriyle savaşan toplumları bir araya getirmek, barış propagandası yapmak, bulundukları yerde ve birliklerinde her bir insanla ilişkiye geçmelerini sağlayacak eylemlerde bulunmaktır. Böyle bir ordu acil durumlarla başa çıkabilmek için hazırlıklı olmalıdır, şiddet içeren çetelerin taşkınlıklarını durdurabilmek için ölmeyi göze almalıdırlar. ...Satyagraha (doğruluğun gücü) tugayları her köy de ver her mahallede örgütlenebilir. [Eğer şiddet karşıtı topluma dışarıdan bir saldırı gelirse] şiddet karşıtlığına açılan iki yol vardır. Hâkimiyeti vermek ama saldıran ile iş birliği yapmamak...Baş eğmektense ölümü tercih etmek. İkinci yol ise şiddet karşıtı yöntemle yetişmiş insanların yapacağı pasif direniş....Saldırganın iradesine uymak yerine ölmeyi tercih eden kadın ve erkeklerin oluşturduğu sonu gelmez beklenmedik görüntü hem saldırganı hem de askerlerini yumuşatacaktır....Şiddet karşıtlığını ana siyasi görüşü olarak seçmiş olan bir ulusu ya da grubu atom bombası bile köleliğe mahkûm edemez.... Bu ülkedeki şiddet karşıtlığının düzeyi başına bu geldiği takdirde doğal olarak öyle yükselecektir ki evrensel olarak saygı görecektir.
Bu görüşlere uygun olarak, 1940'ta Britanya Adaları' nın Nazi Almanyası tarafından işgali söz konusu olduğunda Gandi Britanya halkına şu öğütleri verdi (Savaş ve Barışta Pasif Direniş ):
"Sahip olduğunuz silahları ne sizi ne de insanlığı kurtarmaya yeterli olmadığı için bırakmanızı isterim. Kendi varlığınız saydığınız ülkelerden ne istiyorlarsa almaları için Herr Hitler ve Sinyor Mussolini'yi davet edin.... Eğer bu centilmenler evlerinize girmek isterse, siz evleriniz terk edin. Eğer sizin serbestçe gitmenize izin vermezlerse, erkek, kadın ve çocuk sizi katletmelerine izin verin ama onlara bağlılığınızı sunmayı reddedin."